Ellerle Düşünerek Daha Ait Hissetmek

Sanatçı Caner Kaya ile heykelde şekillenen üretim dili ve malzeme üzerinden kurduğu düşünsel arayışın, içselleşen ve sürekli evrilen bir sanat pratiğine dönüşme süreci...

Bu sayıda konuğumuz Caner Kaya. Sanatçı ile sohbetimiz, sanat yolculuğunun en erken izlerine uzanıyor. Çocukluk yıllarında resimle kurduğu bağla başlıyor sözlerine. Bu ilişkinin yalnızca bireysel bir merak değil, aynı zamanda aile içinde filizlenen bir etkileşim olduğunu anlatıyor. “Annemin de resim sanatına yatkın olması ve ilkokul yıllarında abimle benim defterlerimizi süslemesi bilinçaltımda bir şeylerin oluşmasına zemin hazırlamış.” sözlerinden sıradan bir defter sayfasının onun için küçük çiçekler ve desenlerle dönüşebilen bir hayal alanına evrildiğini anlıyoruz. Bu karşılaşmaların yıllar sonra dönüp baktığında anlam kazanan bir başlangıç niteliği taşıdığını anlıyoruz.

Sanatçının eğitim yolculuğu, bu erken sezgilerin somut zemine taşındığı bir döneme işaret ediyor. “FMV Işık Üniversitesi’nde tam burslu İç Mimarlık kazandım ve Görsel Sanatlar-Heykel Bölümü’nde çift anadal programına katıldım. Her iki bölümden de 2022’de mezun oldum.” sözleriyle eğitim sürecini özetliyor. Eğitim yıllarında heykele yönelimin planlı bir tercihten çok süreç içinde gelişen bir farkındalığa dayandığını paylaşıyor. “Aslında heykel bölümünü başından beri hedeflemedim hatta uzun bir süre radarımda bile değildi.” diyen Kaya, iç mimarlık eğitimi sırasında, “Ekran başında ilerleyen yapının bana çok uygun olmadığını fark ettim.” sözleriyle bir kırılma anını tarif ediyor. “Malzemeyle doğrudan temas etmek beni beklediğimden çok daha fazla besledi.” derken üretimle kurduğu ilişkiyi vurguluyor. Bunun  geçici bir süreç olmadığını ise, “Ellerimle düşünmek, formu doğrudan inşa etmek ve süreci bedenimle deneyimlemek bana daha ait hissettirdi. Heykelin kendimi daha özgür ve daha bütün hissettiğim bir alan olduğunu anladım.” sözleriyle ifade ediyor.

Heykel alanında derinleşmesinde belirleyici bir ismin öne çıktığını şu sözlerle paylaşıyor: “Heykel bölümünde kalmamın en önemli sebeplerinden biri sayın hocam Meriç Hızal oldu. İlk dersinden itibaren kendisine büyük bir hayranlık duydum. Onun disiplinli tavrı,sanata ve sanat pratiğine tutkulu yaklaşımı bu alana daha kararlı yönelmemi sağladı. O da üretime olan çabamı fark etti.” Bu sözler, usta sanatçının, Caner Kaya’nın işlerindeki etkisinin yön verici niteliğini ortaya koyuyor.

Caner Kaya, heykel pratiğinin ilk dönemini, yoğun bir öğrenme ve yabancılık süreci olarak tanımlıyor, bu dönemin üretimlerine de yansıdığını söylüyor. İlk değerlendirmelerden birinde Meriç Hızal’dan gelen, “Bir avuç alçıyla bu iş olmaz.” eleştirisi onun için sarsıcı bir kırılma anı oluyor: “Ölçek kavramını ve üretimde cesaret meselesini sorgulamamı sağladı. O günden sonra çalışma ölçeğimi büyütmeye karar verdim ve kendimi daha konforlu hissettiğim metal malzemeye yöneldim. Metalin dayanıklılığını, taşıyıcılığını ve strüktürel imkanlarını kullanmaya başladım. Üretimlerim bu dönemde daha yapısal bir karakter kazandı.” Sanatçı bugünkü çalışmalarındaki daha organik formların ve doluluk-boşluk ilişkisinin daha akışkan ve sezgisel bir dil kazanmasının bu sayede olduğunu ifade ediyor.

Üretimlerinde ağırlıkla metal malzemeye yöneldiğini belirtiyor: “Metalin taşıyıcılığı ve sağlamlığı, düşünce biçimimle örtüştü.” diyerek bu tercihin zamanla pratiğinin temelini oluşturduğunu söylüyor. Ölçek de bu süreçte belirgin biçimde değişiyor; “İlk dönemlerde daha küçük ölçekte çalışıyordum, zamanla boyutlar büyüdü.” diyerek üretimindeki genişlemeyi anlatıyor. Bu büyümenin kendisine, “Bu işin de altından kalktım.” hissiyle birlikte bir tatmin duygusu getirdiğini ifade ediyor. Caner Kaya, son dönemde ise daha çok, “galerilere ve farklı mekanlara uyum sağlayabilecek ölçekte” işler ürettiğini, büyük ölçekli işlerin lojistik zorlukları ve mekana bağlı sınırlılıkları nedeniyle bu yönelimin daha işlevsel olduğunu söylüyor. Aynı zamanda “eserlerin izleyiciyle daha rahat etkileşim kurabilmesi” için bu ölçeğin daha doğru bir alan açtığını belirtiyor.

Tüm bu süreçlerle sanat, Caner Kaya için daha çok içe dönmeye yönelten bir etken haline geliyor. “Malzemeyle kurduğum ilişki zamanla bir diyaloğa  dönüştü.” diyerek üretim sürecinin onun için artık yalnızca bir iş değil, düşüncelerini ve duygularını düzenleme biçimi haline geldiğini ifade ediyor. “Enerjimi yönlendirebileceğim bir alan ararken sanat, hem zihnimi meşgul eden hem de beni dengeleyen bir alan oldu. Üretirken kendimi mental olarak koruduğumu ve ruhumu beslediğimi hissediyorum. Aynı zamanda bu süreç, izleyiciyle bağ kurmamı sağlıyor.” sözleri, üretmenin sanatçıdaki içsel etkisini ortaya koyuyor.

Caner Kaya son olarak gelecek planlarını aktarıyor: “Bundan sonraki süreçte de üretimlerimde zamansızlık ve rüzgar kavramları üzerine çalışmaya devam edeceğim. Aslında bu, mevcut üretim dilimin doğal bir devamı. Bu iki kavram, form arayışımı ve doluluk-boşluk ilişkisini beslemeyi sürdürüyor. Daha hafif, daha akışkan ama aynı zamanda kalıcı bir ifade dili üzerine yoğunlaşıyorum. Son gerçekleştirdiğim sergilerden sonra yurt dışı bağlantılarımın artması da yeni bir motivasyon yarattı. Şu anki hedefim, işlerimin yurt dışında da izleyicilerle buluşması ve üretimimin farklı kültürel bağlamlarda nasıl karşılık bulduğunu görmek.” Bugün geldiği noktada Caner Kaya’nın üretimi, yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda malzeme, düşünce ve zaman arasında kurulan sürekli bir denge arayışına dönüşüyor.

Paylaş

Ellerle Düşünerek Daha Ait Hissetmek