ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİRECEK BULUŞLAR
SANAL GERÇEKLİK EVRENİNDE KOKU ALMAK MÜMKÜN MÜ?
Sanal gerçeklik (VR) ile kurulan etkileşimin sınırları, yeni teknolojilerin üretilmesiyle birlikte gittikçe genişliyor. Hâlâ geliştirilebilir durumda olan VR evreninde kullanıcıların deneyimini artırmak ve daha gerçekçi hale getirmek için koku duyularına hitap etmeye odaklanan Hong Kong Şehir Üniversitesi, Beihang Üniversitesi ve Shandong Üniversitesi araştırmacıları, bugüne dek üretilen sistemlere nazaran daha işlevsel bir teknoloji geliştirdikleri iddiasındalar. Buna göre, şimdiye kadar VR evreninde koku üzerine yoğunlaşan çalışmalar, evde kullanıma uygun olmamakla birlikte kullanıcıları çok sayıda kabloya maruz bırakmasıyla, dağınık sıvılar ve hacimli mekanizmalar içermesiyle tatmin edicilikten uzak. Onları farklı kılan ise çalışmalarını iki farklı aromatik sistem üzerine kurmuş olmaları. Bunlardan biri, yara bandına benzer bir görünüme sahip ve üst dudağa yapıştırılmış iki keseyken bir diğeri ise oldukça yumuşak bir yüz maskesi olarak çalışıyor. Kokuların salımı ise bir küçük ısıtma elemanıyla mümkün oluyor. Her iki sistem de VR evrenindeyken bazı objelerin kokularının gerçeği aratmayacak şekilde algılanmasını sağlıyor.
OLED’LERİN GÜCÜ KUANTUMDA DA KENDİNİ GÖSTERİYOR
Televizyonlara, akıllı telefonlara ve daha pek çok elektronik cihaza entegre edilen, bir tür yarı iletken malzeme olma özelliğine sahip organik LED’ler (OLED) manyetik alanlara karşı hassas yapılarıyla farklı teknolojiler için kullanılmaya son derece açık. New South Wales Üniversitesi araştırmacıları OLED’lerin bu gücünden faydalanarak çip ölçekli bir teknik ortaya koydular ve bununla akıllı telefonların taşınabilir birer kuantum sensörü olarak işlev görmesini mümkün hale getirdiler. Taşınabilir kuantum sensörlerinin mikroçip ölçeğinde çalışmasını sağlayacak bu çalışma, bir lazer girdisi gerektirmemesi ve ölçeklenebilir olmasıyla mevcut kuantum algılama ve manyetik alan görüntüleme sistemlerinden farklılaşıyor.
YAPAY ZEKA DEĞERLİ MİNERALLERİ BULACAK
Dünya genelinde sınırlı maden yataklarında meydana gelen ve çok çeşitli tortullarda bulunan değerli mineraller, bugüne dek jeokimyasal analiz ve araştırmalara dayanan geleneksel teknolojilerle aranıyordu. Washington Carnegie Bilim Enstitüsü araştırmacıları Shaunna Morrison ve Anirudh Prabhu; minerolog, jeolog ve gezegen bilimcilere değerli minerallerin keşfinde fayda sağlayacak yeni bir çalışmayı ortaya koydular. Belirli minerallerin oluşumlarını potansiyel olarak bulabilen yapay zekaya dayalı bir makine öğrenmesi modeli geliştiren araştırmacılar, bu teknolojinin etkinliğini test etmek için ilk olarak Kaliforniya’nın güneydoğusunda konumlanan Mojave Çölü’ndeki Tecopa havzasını keşfe çıktılar. Keşifler sonucunda bu yeni teknolojinin önemli minerallerin kaynağı hakkında tahminde bulunduğu ve kritik nadir toprak elementlerinin yataklarını tespit ettiği görüldü.