‘Düzen ve Geometriyle Hayatı Daha Rahat Anlamlandırabiliyorum’
‘Malzemeyi bilmezsen malzemenin esiri olursun.’ Sözünden yola çıkarak en iyi bildiği malzemeyle yani metalle ilerlemeyi tercih eden metal heykel sanatçısı Mert Ege Köse’nin işlerini, heykellerindeki formları ve düzene olan tutkusunu, kısacası sanatını konuşuyoruz.
Metal heykel sanatçısı Mert Ege Köse’yle Kalamış’ta buluşuyoruz. Deniz manzarası eşliğinde kahvelerimizi yudumlarken sohbetimize Mert Ege Köse’nin bu serüveninin ilk adımlarını öğrenerek başlıyoruz. Mert Ege Köse, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisans eğitimini Işık Üniversitesi Görsel Sanatlar Bölümü’nde tamamlamış. Yüksek lisansını ise Marmara Üniversitesi’nde heykel alanında yapmış. 14 yaşından beri sanatla iç içe olduğunu söyleyen Mert Ege Köse, bu yolculuğun biraz rastlantısal başladığını anlatırken şunları söylüyor: “Lisedeyken müfredat derslerinden çok sıkılıyordum. O yüzden derslerde sürekli resim çiziyordum. Neredeyse okuldan atılacaktım. Tamamen okuyacak bir yer bulma refleksiyle seçmiştim güzel sanatları. Ama iyi ki seçmişim, zaten insanın içinden gelmese yapamaz.” Üniversite yıllarından bahsederken kariyerine yön veren iki hocasından söz etmeden geçmiyor Mert Ege Köse: “Süleyman Saim Tekcan ve Meriç Hızal; ikisi de kariyerimde çok önemli rol oynadılar. Süleyman Hoca’dan da Meriç Hoca’dan da çok başka şeyler öğrendim. Onun dışında bir sürü hocam oldu, bir şeyler kattılar ama bu iki isim, idolden ziyade bana yön verdi.”
Mezuniyet sonrası kendi atölyesini açıp heykel yapmaya başlayan Mert Ege Köse, yeni mezun bir öğrenci olarak yaşadığı sıkıntılı süreçler nedeniyle atölyeyi kapatmak zorunda kalmış, daha sonra ise bir arkadaşıyla yeni bir atölye açmış. Tüm bunların kendisi için önemli deneyimler olduğunu söylerken profesyonelleşmeye giden yolculuğunun kilometre taşlarını da paylaşmış oluyor. 2015’te Safa Yavuz’la tanıştıktan sonra bir beyin fırtınası sonucu birlikte bir sanat eseri üretim merkezi kurmaya karar veriyorlar. O günden bu yana Mert Ege Köse, ASAŞ Sanat’ın da yöneticisi olarak hem kendi işlerini orada üretmeye başlıyor hem de dünya genelinden sanatçılara üretimlerini yapmalarını sağlayacak bir atölye sunuyor. Bu sayede çeşitli workshop’lar ve iki yılda bir heykel yarışması düzenlediklerini belirterek pek çok projeye imza attıkları bir platform oluşturduklarının da altını çiziyor.
Bugüne kadar dört kişisel sergisiyle yaptığı eserleri sanatseverlerle buluşturan Mert Ege Köse, özellikle yaptığı kamusal projelerle öne çıkıyor. “Bugüne kadar hiç heykel yarışmasına katılmadım, hep talep geliyor. Bu işi yapmaya başladıktan sonra o alanda ekspertiziniz gelişmeye başlıyor. Birileri işinizi görünce, acaba bize de bir şey yapar mı, diye yaklaşıyorlar. İlk kamusal alan işimde Ege Üniversitesi’nin 60. yıl anı heykelini yapmıştım Bornova’da. Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nı yaptım o projeden sonra. Dubai’de dört tane kamusal alan işim var. En son İstanbul Havalimanı’na bir kamusal alan işi yaptım.” diyerek anlatıyor bu çalışmalarını. İşinin çok büyük bir kısmını kurumlarla yaptığı projelerle yürüttüğünü söyleyen sanatçı, halihazırda İzmir’de çok büyük bir proje için çalıştığını paylaşıyor.
Söz konusu olan devasa büyüklüklerdeki eserler oluncaçalışma sürecini de merak ediyoruz Mert Ege Köse’nin. “Bizim işimizin başlangıç noktası biraz terapi gibi; oturup müşteriyi, koleksiyoneri dinliyoruz. Ne yapmak istiyor? Çünkü büyük ölçekli heykelden bahsediyoruz. Bir sanatçı olarak bunu yapmak istedim, deyip geçemiyorsunuz. O heykelin nasıl bir yerde duracağı, önünden kimlerin geçeceği, ne anlatmak istediğinin anlaşılıp anlaşılmayacağı gibi birçok faktör var. Sonrasında hikayeyi bir form diline döküyorum. Bazen kurumların ellerinde çok iyi hurda parçalar oluyor, onlardan bir şeyler yapıyorum. Son çalışmamda İstanbul Havalimanı’nda bir buçuk yıl boyunca topladıkları atıkları (alüminyum hurdaları) kullandım. Mesela Türk Hava Yolları’na yaptığım projede ise bir uçak motorunu ve parçalarını verdiler bana ve bunlardan bir heykel yaptım. Mekandan bir parçayla mekana heykel yapmanın da ayrı bir hikayesi oluyor.”
İşleri için neden sadece metal tercih ettiğini ise şu sözlerle anlatıyor: “‘Her şeyin bir şeyini, bir şeyin her şeyini bil.’ Sakıp Sabancı’ya affediyorlar bu sözü. Heykel işi de böyle; malzemeyi bilmezsen malzemenin esiri olursun. O yüzden malzemeyi bilip onun limitleriyle ilerlemek gerekiyor. Bugün taştan bir heykel tasarlasam, tasarladığımın yarısını ya yapabilirim ya yapamam. İş metal olduğu zaman yüzde 100’ünü yaparım. Çünkü malzemeyi tanıyorum. Çelik mi olur, alüminyum mu olur, paslanmaz mı olur; neyi boyamalıyım, nasıl boyamalıyım, ne tarz malzeme kullanmalıyım… Kamusal alan heykelinde de malzemenin kendisi en önemli etkenlerden biri. Olmayacak bir şeyi kağıt üzerine çizersiniz, çok güzel durur ama realitesi yoksa... Metal kullandığım için uygulanması zor gibi görünen şeyleri doğru bir şekilde uygulayabiliyorum. Dubai’de 15 metrelik bir işim duruyor; statik olarak zor bir heykel ama işte o ekspertize sahip olunca yapabiliyorsunuz.
İşlerinde geometrinin ve tekrarlayan formların çokça yer aldığını bildiğimiz Mert Ege Köse, bunun sebebini paylaşırken, “Ben oldum olası düzeni seviyorum. Çok verimli olmayı sağlıyor. Evde bile düzenli olursanız, bu düzenden iki dakika kazansanız, her yıl yaklaşık size 700 küsur dakika yapar. Bu biraz da daha iyi odaklanabilmek için… Çalışmaya başlamadan önce mutlaka temizlik yaparım. Kalemleri açarım, onlar bir orada hazır olsun. Cetvelimi, pergelimi alırım, otururum tıkır tıkır ne yapacaksam yaparım. Belki de düzen ve geometriyle hayatı daha rahat anlamlandırabiliyorum. Kimisi kaostan beslenir, kimisi düzenden beslenir. Ben de düzenden besleniyorum.” diyor.