Her köşesi farklı zamanlara kapı aralayan Mardin
Sarı kalker taşlarla dantel gibi işlenen evleri, nice doğal ve tarihi güzellikleri, diğer yörelerin mutfaklarından ayrılan lezzetleriyle Mardin’i keşfe çıkıyoruz.
Bilinen en eski yerleşimi MÖ 4500’lü yıllara uzanan Mardin’in tarihinde Subariler, Sümerler, Akadlar, Babiller, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Artuklular, Araplar ve Osmanlıların ayak izleri vardır. Bu nedenle Mardin’i adımlarken her biri farklı bir medeniyete ait, eşsiz güzellikteki yapılarla karşılaşmaya, zamanda yolculuğa çıkmaya ve eşsiz manzaralara tanıklık etmeye hazır olmak gerekir. Gelin birlikte, kendine has özellikleriyle bizi büyüleyen ve farklı zamanlara yolculuk etmemizi sağlayan bu kadim şehri keşfe çıkalım.
Tarihe tanıklık eden yapılar
Mardin’de hüküm sürmüş binlerce yıllık medeniyetlerin ayak izlerini takip ederken ilk olarak Dara Antik Kenti’ni ziyaret etmeyi öneriyoruz. Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını Sasaniler’den korumak amacıyla MS 500’lü yıllarda kurulduğu tahmin edilen antik kentte, yüzlerce yıllık su kanallarından sarnıçlara, zindanlardan tophanelere, kalelerden köprülere kadar uzanan kalıntılar el değmemiş niteliğiyle oldukça hayranlık uyandırıcı. Pek çok döneme tanıklık eden tarihi güzelliklerden bir diğeri ise 1.600 yıllık geçmişiyle Mardin Kalesi. Kartal Yuvası olarak da bilinen kale, tepe konumu ve doğal kayaların üzerine eklentiler yapılmasıyla dikkat çekiyor.

Şehrin panoramik manzaraları
Mardin evleri, kent ruhunun ayrılmaz bir parçası niteliğinde. Genellikle iki ya da üç katlı ve birbiri ardına sıralanmasıyla dikkat çeken evler, uzaktan veya tepe bir noktadan bakıldığında eşsiz bir manzara sunuyor. Daha yakından görmek isteyenler için bu evlerin bazıları müze, bazıları otel olarak hizmet veriyor. 1890 yılında Sarkis Lole tarafından inşa edilen Şatana Konağı 1950’den itibaren uzunca bir süre postane binası olarak kullanılırken şimdilerde Mardin Artuklu Üniversitesi tarafından uygulama oteli olarak faaliyet gösteriyor. Mardius Tarihi Konak ise 700 yılı aşkın tarihinde son olarak bölgenin tanınmış ailelerinden Ensari ailesinin ikamet adresi oluyor. 2014’ten bu yana otel olarak hizmet veren konak, bahçesinde bulunan ve çeşitli medeniyetlerden izler taşıyan müzesiyle öne çıkıyor.

Önemli miraslar
Uzun tarihi boyunca çeşitli medeniyetleri ağırlayan Mardin’in en önemli miraslarından olan manastırlar ve kiliseler, hem hikayeleriyle hem de birbirinden özel mimarileriyle ilgi çekiyor. MS 397’de Midyat’ta inşa edilen ve dünyadaki en eski Süryani Ortodoks Manastırı olma özelliğine sahip Mor Gabriel Manastırı, bölgede yaşayan Süryanilerin dini merkezi konumunda. Artuklu’daki Deyrulzafaran Manastırı ise adını çevresini süsleyen safran (zafaran) bitkilerinden alıyor; kemerli sütunları, kubbeleri, ahşap el işlemeleriyle bezeli dış cephesiyle Süryani mimarisinin en güzel örneklerini yansıtıyor. 1860’da inşa edilen Meryem Ana Kilisesi ve 1895’te inşa edilen Meryem Ana Patrikhanesi ise yakın tarihine rağmen Orta Çağ’dan kalmaymış gibi duruyor. Sözünü ettiğimiz manastır ve kiliseler dahil olmak üzere Mardin merkezli Mor Yakup Manastırı, Mor Quryaqos Kilisesi, Mor Azozo Kilisesi, Mor Sobo Kilisesi, Mor Abai Kilisesi, Mor Loozor Manastırı da Unesco Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor.

Artuklular’dan izler
Mardin’de uzun süre hüküm sürmüş Artuklular’ın eğitim ve dini mimari anlayışlarını enine boyuna gösteren en önemli örnekler; medrese ve camiler. Genellikle dış cephesindeki kesme taş ve tuğla kullanımıyla, iki katlı ve açık bir avluya sahip oluşuyla öne çıkan bu yapıların her biri daha yakından görülmeye değer. Artuklu döneminin sonlarına doğru inşa edildiği düşünülen Kasımiye Medresesi avlusunda bulunan çeşme ve havuzuyla dikkat çekiyor. Suyun çeşmeden aktığı andan havuza ulaşana kadar geçen her bir aşama tasavvufi olarak doğum, gençlik, ihtiyarlık ve yaşam sonrası gibi evreler şeklinde yorumlanıyor.
Benzer otantik atmosfere sahip medreselerden bir diğeri ise Zinciriye Medresesi. 1385’te inşa edilen ve ismini rivayete göre bir zamanlar biri doğu, biri batı tarafında konumlanan iki kubbesi arasında gerilen zincirden alan medrese, cephe ve iç süslemeleriyle Selçuklu Dönemi’nden de izler taşıyor. Şehidiye Cami ve Medresesi ise 13. yüzyılda medrese olarak tasarlanıyor ancak minaresinin daha geç bir tarihte inşa edildiği düşünülüyor. Medrese ve cami ziyaretlerinde bölgenin en popülerlerinden Artuklu Ulu Cami ve Kızıltepe Ulu Cami de mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Sanat aracılığıyla tarihe yolculuk
Mardin’de her yer tarih kokuyor ve her yer bir sanat eseri niteliği taşıyor. Bu konuda daha fazla deneyim edinmek isteyenler için müzeler iyi bir adres. Midyat’ta konumlanan Kent Müzesi, Midyat’ın en değerli kültürel miraslarına ev sahipliği yapıyor. Burada takılardan kılıçlara, hamam taslarından tespihlere, vazolardan seramik parçalara kadar uzanan nadide örneklere rastlanıyor. 1895’te Süryani ve Katolik Patrikhanesi olarak inşa edilen Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde ise 2000 yılından bu yana Mardin civarında yapılan kazı çalışmalarından elde edilen kalıntılar sergileniyor. Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nde de bölgenin kadim kültürünü ve tarihini yansıtan zanaat anlayışlarına ve yaşam alanlarına dair pek çok ürüne yer veriliyor.

Alışveriş noktaları
Mardin’de mutfak dolaplarını dolduran tencereler, tepsiler, şekerlikler, tabaklar, ayran kaseleri, kahve fincanları ve cezveler bakırdandır. Bakırdan malzemelerin bulunabileceği en zengin adres ise Bakırcılar Çarşısı. Dış cephesine yansıyan kesme taş işçiliği ve doğrama pencereleriyle tarihi atmosferin buram buram hissedildiği Revaklı Çarşı’da ise daha çok otantik ürünler, el yapımı halı ve kilimler, rengarenk kumaşlar mevcut. Şehrin en popüler ticaret merkezlerinden Kayseriye Çarşısı’nda da gümüş takılardan bitkisel yağlar ve hayvansal sütlerle üretilen sabunlara kadar pek çok hediyelik eşya bulmak mümkün.

Büyüleyici doğal güzellikler
Mardin denilince akla gelen doğal güzellikler listesine de bir göz atalım. İlk sırada devasa kayaların oyulmasıyla oluşturulan, birbirine tüneller yoluyla bağlanan, gıdaların depolandığı silolarla birlikte su kuyularını ve ibadethaneleri kapsayan Midyat Mağaraları yer alıyor. Bölgenin en fazla rağbet gören mağarası ise şifalı olduğuna inanılan suyuyla ünlenen Linveyri Şifa Mağarası. Midyat’tan çıkıp Kızıltepe’ye doğru yol alındığında ise şehrin bir başka doğal güzelliklerden Gurs Vadisi ile karşılaşılıyor. Vadi, zengin biyoçeşitliliği, şelale ve dereleri, tarihi köşkleri ve daha nice değerleriyle dikkat çekiyor.

NE YİYELİM?
Mardin’in sahip olduğu kültürel zenginlik lezzet anlayışına da yansımış. Öyle ki Mardin mutfağı Türk, Arap ve Süryani damak zevklerinin birleşiminden oluşuyor ve sofralarda daha çok hamur işi ile etli yiyecekler yer alıyor. Yöreye özgü zingil tatlısı, rengarenk ve çeşit çeşit malzemenin pirinçle harmanlanarak kaburganın içine doldurulduğu dolması, özel terbiyesiyle damaklarda iz bırakan lebeniye çorbasının yanı sıra; kibbe dolması, genadir çorbası, kahiye tatlısı, çağla yemeği; içeceklerden ise Süryani şarabı ve sumak şerbeti Mardin mutfağının eksik olmayan lezzetlerinden. Hamur işi lezzetleriyle öne çıkan Seyr-i Merdin ve yöreye ait neredeyse her yemeğin bölgede ün salmış şefler tarafından hazırlandığı Bağdadi Restaurant ise Mardin lezzetlerini tatmak için ideal.