Heykel Yapma Sürecini Sonucundan Daha Çok Sevmek

Seçkin Pirim, heykel sanatının sınırlarını zorlayan, soyut formlar ve katmanlarla adeta yeni bir dil yaratmış bir sanatçı. Heykel, onun için sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir keşif yolculuğu.

Soyut çalışmalarıyla tanıdığımız Seçkin Pirim, doğuştan Ankaralı fakat henüz altı aylıkken ailesi İstanbul’a taşınıyor, ikametgah adresi olarak da renkli ve hareketli Kuzguncuk’u seçiyor. Neredeyse her hanesinde sanat üretilen, her santimetrekaresinden yaratıcılık fışkıran Kuzguncuk’u… Seçkin Pirim, bebekliğini, çocukluğunu ve gençliğini böylesine ilham verici bir ortamda geçiriyor. Hatta “Kuzguncuk benim kaderimi belirleyen en büyük etkenlerden biri oldu.” diyerek semte ve sakinlerine büyük paye veriyor ve minnetini dile getiriyor: “Şu an bir sanatçı olduysam bu, Kuzguncuk’taki o kadar çok insanın sayesinde olmuştur ki, onlara minnet borçluyum!”

Kuzguncuk’ta bir çocuk

Seçkin Pirim çocukluk günlerini şöyle anlatıyor: “Birçok sanatçının atölyesine ev sahipliği yapan Kuzguncuk, aynı zamanda çok önemli mimarların, şairlerin de yaşam ve çalışma alanıydı. Bu çeşitlilik benim için çok önemliydi. Yazları okul bitince kimin ihtiyacı olursa onun atölyesine çıraklığa giderdim. Bu bazen bir mimari ofis olurdu, bazen resim atölyesi, bazen de heykel… Resim yapmaya çok meraklı, hatta sokakta oynamak yerine evde resim yapmayı tercih ederek gününü geçiren bir çocuktum, dolayısıyla Kuzguncuk benim için gerçekten bir cennetti.” 5-6 yaşlarından başlayarak resim çizen Seçkin Pirim, resim yaparken çok mutlu olduğunu hatırladığını söylüyor.

Heykeltraşlıkla tanışma

Tüm disiplinlerden sanatçıların olduğu bir ortamı gözlemleyen, resim çizmeye tutkun bir çocuk neden heykeltraşlığı seçer? Seçkin Pirim’den değişimin 7-8 yaşlarında tanıştığı bir heykel sanatçısı sayesinde gerçekleştiğini öğreniyoruz; işte o gün karar vermiş heykeltraş olmaya. “Ustam” diye bahsettiği heykeltraşa özenmek, onun gibi olma arzusunu besliyor. O andan itibaren aklından bir gün bile başka bir dal ya da meslek geçmiyor. Sonrasında atölyelerde çamurla bir şeyler yapmaya başladığında heykelin üç boyutlu, yaratanı ve izleyeni içine alan hissiyatıyla bu kararı daha da netleşiyor.

Seçkin Pirim lise çağına geldiği dönemde, tesadüf o ki, Türkiye’nin ilk güzel sanatlar lisesi İstanbul’da açılıyor. Bu tesadüf için kendisi “Çok şanslıydım.” diyor. Yetenek imtihanıyla alınan lisenin giriş sınavına onu neredeyse tüm Kuzguncuk hazırlıyor. Başta ustası olmak üzere Kuzguncuk’un tüm sanatçılarının katkısı oluyor bu sürece. Pirim, gençlik döneminin en güzel yıllarını o lisede geçirdiğini belirtiyor: “Düşünsenize, lisede okuyorsunuz ve haftanın beş günü okulda resim yapıyorsunuz ya da sanatla uğraşıyorsunuz, benim gibi bir insan daha ne ister!” Liseyi yatılı olarak okuyan Pirim’in, bu sayede okulun atölyelerinde sabah akşam vakit geçirerek çalışma fırsatı oluyor.

Üniversite zamanı geldiğinde Pirim’in aklında bir tek Mimar Sinan Üniversitesi yer alıyor. “Hayran olduğum tüm sanatçılar o zamanki adıyla Akademi’den, yani şimdinin Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezunlardı. Tabii ki bu sebepten dolayı başka hiçbir üniversite yoktu aklımda. Mimar Sinan Üniversitesi Heykel bölümü…” diye özetliyor bu kararlılığın sebebini. Yine Kuzguncuk sanatçıları devreye giriyor ve onu sınava hazırlıyor. Sonuçta Seçkin Pirim, Heykel Bölümü’nü üçüncülükle kazanıyor. Böylece Pirim’in hayatında yeni bir sayfa açılıyor.

Soyut formlar, geometri ve katmanlar

Seçkin Pirim’in eserlerinde geometri ve katmanlar önemli bir yer tutuyor. Üniversite ikinci sınıfta soyut formlar ve kavramlarla uğraşmaya ve bu konuya kafa yormaya başladığını belirtiyor. İlk iki yıl işin daha çok plastik ve teknik kısımlarıyla uğraşıyor. Sonrasında özgün işler yapmaya başladığında ve tabii ki etrafa, dünyaya, sanat tarihine baktığında bir sürü kafa karışıklığı yaşamaya başlıyor. Üzgün ya da ağlayan bir büst yapmaktansa, “Bu duyguyu tamamen soyut bir işle verebilir miyim?” sorusu onu oldukça heyecanlandırıyor. Pirim, bu alanı uçsuz bucaksız bir vaha gibi tarif ediyor. Sonrasında bunun peşine düşüyor, yani biri, onun soyut bir eserinin karşısına geçip, “Bu ne kadar romantik bir iş!” diyebilir miydi ya da gerçekten karşısında ağlayabilir miydi? Soyut heykele aktardığı duyguyu izleyici onunla aynı anda yakalayabilir miydi? Tüm bu sorular Pirim’i soyut işlerle karşı karşıya bırakıyor o zamandan bu yana. Bahsettiği, izleyiciyle özel anları çeşitli sergilerinde yaşadığını söylüyor Seçkin Pirim: “Böylece sorularımın cevaplarını almış olmak, benim için tüm yılların ödülü gibi.”

‘Birden Bütüne’

Pirim, geometrinin işlerine başka bir boyut daha kattığını belirtiyor: “İşin plastik açısından bakarsak basit bir geometrik şekil olan kareyle yapılmış belki milyonlarca sanat eseri var yeryüzünde ama hâlâ kareyle yeni bir şeyler yapılabileceğini düşünmek bana çok heyecanlı geliyor.” Pirim’in işlerinde öne çıkan “katman” teması ise ilk işlerinden itibaren feyz aldığı Mevlana’nın “Birden Bütüne” felsefesinden ilhamla ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, Pirim’in hem üretim pratiğini hem de mental olarak işlerinin alt metinlerini oluşturuyor. Birçok katmanın bir araya gelerek bütünü oluşturması fikrinden bahsediyoruz.

Zorlu projelerin sanatçısı

Seçkin Pirim, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da tanınan ve zorlu projelerin hayata geçirilmesinde güvenilen bir sanatçı. Pirim, bir sanatçı olarak uluslararası boyutta tanınmanın kendisi için de önemli olduğunu belirtiyor: “Sanat dediğimiz evrensel bir şey. Eminim, yaptıklarını dünyayla paylaşmak tüm sanatçıların arzusudur. Bu doğrultuda 30’lu yaşlarımda yurt dışı sergilerine ve fuarlarına ağırlık vermeye başladım. Türk bir sanatçı olarak bu toprakların sanatçılarını ve sanatını yabancı izleyiciyle paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Maldivler’deki ‘Gate of Zero’ adlı yerleştirmem, Louis Vuitton’un İstanbul mağazasının cephe tasarımı gibi projeler bu uluslararası müze ve galeri sergilerinin sonucunda oluştu. Bu iki büyük proje de benim için hem kariyer olarak hem uluslararası alanda yer almak adına çok önemliydi. Aynı zamanda bu tarz projelerin deneyim olarak bana kattıkları inanılmaz!” 

Yeni ilham kaynağı: Londra 

Ana motivasyon kaynakları zaman içinde değişse de örneğin doğada olmak Seçkin Pirim’i her zaman besliyor. Son dönemlerde motivasyon kaynaklarından en önemlisi ise Londra’da olmak... Son üç senede inanılmaz sergiler, yapıtlar ve yapılar gördüğünü belirtiyor Pirim. Bunun kendisi için hem çok besleyici hem de iyi bir ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Ayrıca “içsel bir özgürlük” hissi yaşattığını anlatıyor.

Seçkin Pirim, “Heykel yapmanın bence en keyif verici yanlarından biri birçok malzemeyle tanışmanız. Bazen bir malzeme çıkar karşınıza ve o size iş yaptırır, bazen de siz kafanızdakini en doğru şekilde ortaya koyabilecek malzemenin peşine düşersiniz. Heyecanlı ama bir o kadar da dertli aslında. Yeni malzeme demek aynı zamanda bilmediğiniz bir malzemenin zorluklarıyla boğuşmak demek.” sözleriyle malzemeyle ilişkisini aktarıyor. Mühendis gibi düşünmek zorunda kaldığı birçok an olduğunu belirtiyor. Örneğin kağıt işlere ilk başladığında bu kadar basit bir malzemenin üretim sürecinde bu kadar sorun çıkartacağını düşünmediğini, kağıdın boya tutmadığı bir durum ya da kağıdın bir sebepten bükülmemesi gibi sorunların üstesinden gelmek için kendini AR-GE yaparken bulduğunu söylüyor. Her şeye rağmen tüm bu süreçler çok keyifli, diyor. Tabii bu sıkıntılı süreçler, bronz gibi, mermer gibi yıllarca denenmiş ve uygulanmış malzemeler için geçerli değil. 

Paslanmaz çelikten yeni bir çalışma 

“Ben, malzemenin çıkardığı sorunları ve yanlışlıkları kendi lehime çevirmeyi, bana yeni düşünme biçimleri, alanları açmasını seviyorum. Tüm bunların doğrultusunda aslında heykel yapma sürecini sonucundan daha çok seviyor olabilirim! Atölyede olma ve üretim yapma hali benim için meditatif bir süreç. Tabii ki bir mücadele de söz konusu ama bu mücadele anı bile benim için pozitif anlamda bir meditasyon.” diyen Seçkin Pirim, metalin çalışmalarındaki yerini de paylaşıyor: “Metal, uzun süredir ilgi alanımda olan ama çok kullanma fırsatı bulamadığım bir malzemeydi. Son yıllarda daha çok kullanmaya başladım ve farklı metal türleriyle denemeler yaptım. Şimdi heyecanla sonucunu beklediğim, büyük bir paslanmaz çelik heykel üzerinde çalışıyorum. Sanırım Türkiye’de yapılmış en komplike heykel olma özelliğini taşıyor olabilir bu iş.” 

Çalışmaya devam 

Seçkin Pirim, geçtiğimiz yıldan bu yana oldukça yoğun bir program içerisinde… Milano’da müze sergisi, İstanbul’da bir kişisel sergi ve beş adet uluslararası yabancı fuara katılım. Mayıs itibarıyla Baksı Müzesi’nde de açılacak bir sergisi var. Tüm bu yoğunluğun içerisinde New York Frieze Art Fuarı’na Dirimart ile solo katılacak olması onu çok heyecanlandırıyor. Gelecek planlarını konuştuktan sonra sohbetimizi sonlandırırken Seçkin Pirim, “Yani çalışmaya devam. Çalışmaya devam derken aklıma geldi, motivasyon kaynaklarımdan hiç değişmeyen bir şey de çalışmak!” diyerek başarılı olmanın en temel formülünü bizimle paylaşıyor.

Paylaş

Heykel Yapma Sürecini Sonucundan Daha Çok Sevmek