Mobilyada, dekorasyonda, tasarımda RENKLER VE ÇAĞRIŞIMLAR
Artful İç Mimarlık Kurucu Ortağı, Endüstriyel Tasarımcı Ece Yalım, iç mimaride renklerin önemini kaleme aldı.
Renk, insan algısını yönlendiren ve dışımızdaki dünyayla aramızdaki en güçlü iletişim dilidir. Tabii ki bilinçli ya da bilinçaltında hayat bize bir renk dili öğretiyor ve iç mekan ya da ürün algısında bu deneyimlerimiz ön plana çıkıyor. Biz de renklere buna göre tepki veriyoruz. Bir ürünün sempatik, kaliteli, kırılgan, esnek ya da bunun gibi sıfatlarını vurgulamak ya da dikkati kumanda panellerine, kontrol düğmelerine yöneltmek, istenmeyen parçaları gizlemek tasarımcının renk algısıyla yönetebileceği durumlardır. İç mekanda ise bulunduğumuz mekanın büyüklük, küçüklük algısını renklerle yönetebiliriz. İyi bir renk bilgisi, kullanıcının üstünde yaratacağı psikolojik durumu yönetmemizi de sağlar. Mekanda renk algısı, modunuzu değiştiren baskın faktördür, demek de mümkün. Renklere biyolojik olarak verdiğimiz tepkiler bile bunun bir parçasıdır. Renk algısında, beş duyumuzla algıdan dahi bahsedilebilir; tatları ve kokuları renklerle eşleştirmek sinestetik algı dediğimiz bu duruma en basit örnektir. “Bir yere dokun, dikkat et, dokunma” derken bile renklerden yararlanırız. Dolayısıyla renklerin tasarımlarımızda çok önemli bir rol oynadığını söyleyebilirim.
Renkleri kullanırken…
Renkleri kullanırken dikkat edilmesi gereken konular, mekanın fonksiyonuyla direkt ilişki içindedir. Genelleme yapmaya çalışırsak…
1. nokta: Mekanda kullanım senaryosuyla ilgili mutlaka bir hiyerarşi tanımlarız. Mekana adımını atan kişiyi o alanda izleyeceği rotada renk kullanımıyla yönlendiririz. Öncelikleri renkle vurguladığımız gibi davetkar noktalar kadar girilmesini istemediğimiz alanları da renkle belirleyebiliriz. Kullanıcı orada kısa bir süre kalıp çıksın veya orada uzun süre geçirsin ve bunu keyif alarak yapsın istiyorsak yine renklerden yardım isteriz. Yanlış kararlar bizi, “Neden bu mağazaya ya da restorana kimse girmiyor?” gibi sorularla karşılaştırır. Mekanda önceliklerimizi renkle kol kola tanımlamalıyız.
2. nokta: Mekanın görsel olarak nasıl algılanmasını istiyoruz? Bu konu çok iyi çalışılmalı ve renkleri ona göre belirlemeliyiz. Bir duvar üstünüze düşecekmiş gibi durabilir ya da tavan istediğinizden basık durabilir ve kullanıcı bundan negatif etkilenebilir. Bunları yönetmek için rengin mekan, ağırlık, hacim algısıyla ilgili bilgilerini doğru kullanmalıyız.
3. nokta: Tabii ki renk birlikteliklerini ve bunların kullanıcı üzerinde oluşturduğu kültürel ve çağrışımsal algıları iyi yönetmek önemlidir. İç mimaride olmazsa olmaz konu, renk dilidir. Bunu yine renk ve desen birlikteliğiyle sağlarsanız bilinçsiz yapılan seçimler kullanıcıyı yorup kaçırır.
Kaplama malzemelerin önemi
İç mimaride renk ve dokudan bahsederken pek çok yönden tasarımcıların önünü açan kaplama malzemelerin önemine değinmeden geçmek istemiyorum. Doğaya verdiğimiz bitmek tükenmek bilmeyen zararı düşününce, birtakım dokuların kaplama yoluyla doğadan esinlenerek renk paletine girmesini anlamlı buluyorum. Özellikle bazı iç mekan uygulamalarının yaşam süreci fonksiyonları veya takip ettikleri trendler gereği kısa ömürlü ve değişken olmaları nedeniyle pek çok doğal malzemenin kısa zaman dilimlerinde çöpe çıkması çok acı. Trendlerin takibinde, iç mimaride özellikle dönemlere göre baskın olan renk ve dokulara en kısa zamanda ulaşabilir olmak dolayısıyla global trendleri, renk ve doku eğilimlerini hatta renk desen birlikteliklerini sunması açısından kaplama firmaları tarafından önerilen koleksiyonlar önemli yer tutuyor. Yine mekan uygulamalarına baktığımızda mimariye gereksiz malzeme yükü vermemek adına taş dokularının kaplamalar sayesinde mekana girmesi bu görüntüye daha ekonomik yolla erişimi sağlarken mekanın yükünü hafifletiyor. Bazı taş dokuları doğal hallerinde yeterince dayanıklı değilken (ki mutfaklar bunlara iyi bir örnek olabilir) bu kaplama malzemeler, tasarımcının yaratıcılığının yolunu açıyor. Bu noktada en önemli husus, taklit edilen doğal dokunun kaplamalarda en gerçekçi şekilde çalışılması dolayısıyla kaliteli görünüşten feragat edilmemesidir.
Ahşap etkisi
Ahşap ise sıcak renkler başlığı altında topladığım bir malzeme ve projelerin neredeyse olmazsa olmazı. Soğuk renklerin ya da akromatik renklerin beton, metal gibi malzeme seçimleriyle baskın hale geldiği modern minimal mimaride ahşapla bu renk kartelasına sizi kucaklayan, sıcak bir dokunuş katarsınız ve ortamın renk dilini dengelersiniz. Bir mobilyada hatta elektronik ürünler gibi plastik, metal ve onların getirdiği akromatik renklerin yoğun kullanıldığı tasarımlarda, otomotiv tasarımlarının iç mekanlarında bile ahşap girdilerle ahşabın sıcak, davetkar, dokunsal özelliğinden faydalanmak mümkün. Ahşap girdiler genellikle bu tip ürünlerde yüksek kalitenin de vurgusudur. Ahşap, doğal haline ne kadar gerçekçi gönderme yaparsa o kadar üst sınıf, türünün tek örneği, biricik algısı verir. Maharetli bir elden çıkmış ahşap işçiliği her zaman kalitenin simgesidir. Bu nedenle gerek mekanda gerekse ürünlerde ahşap girdiler ürünün kalitesini yukarı çeker.
ECE YALIM KİMDİR?
Ece Yalım, 1988’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu, 1992’de New York Pratt Institute of Technology’de iç mimari alanında yüksek lisans derecesini tamamladı.1990-1994 arasında çalışmalarına New York’ta devam etti. Bu dönemde Naomi Leff and Associates Interior Design’da iç mimar, Pentagram adlı firmada tasarımcı olarak çalıştı. 1996’dan bu yana iç mimari ve ürün tasarımı projelerini kendi firmalarında, ekipleriyle birlikte yürütüyor. Profesyonel işlerinin yanında, 2004’ten itibaren ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde endüstriyel tasarımda renk konusunda ders veriyor, mezuniyet projelerine destek oluyor.
ECE YALIM’A MERAK ETTİKLERİMİZİ SORDUK
Nelerden ilham alıyorsunuz?
İç mekan kullanım senaryolarının bizim için tüm hikayenin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz. Mekan sirkülasyonunda ürünün edindiği yer, kullanıcısıyla ilişkisini belirler ve o noktadan sonra ürün bir yapboz oyununun vazgeçilmez parçası olarak o resmin içine yerleşmelidir.
Renkler sizin için ne kadar önemli?
Renk dili sizinle kullanıcınız arasındaki köprüdür. Form çalışmalarımız, ergonomi, üretim tekniklerine uygunluk, teknoloji entegrasyonu, sürdürülebilirlik gibi konular tasarımın tabanı ve temelidir. Ama malzeme seçimleri, form üzerine aplike edilen renkler kullanıcıyla konuşmaya başladığınız tüm süreci tanımlıyor. Rafta duran ya da dijital ortamda, mağazalarda lansmanı yapılan ürünün rakipleri arasından görsel olarak ayrışması ve tercih edilmesi anından başlayarak bire bir kullanımda, kullanım şeklini tanımlayan en önemli dil, renk dilidir. Kullanıcıya renk diliyle her türlü ipucunu veriyorsunuz. Aslında sadece fonksiyonel açıdan değil, onun kişisel tercihlerine bile renk dili sayesinde cevap verme şansına sahipsiniz. Kişiselleştirme dediğimiz yöntemle, kullanıcıya da ürün üzerinde modifikasyonlar yapma şansı vererek onun kalbine dokunmanız da mümkün. Bunun kullanıcıyı mutlu etmek ve ürünün kullanım hayatından maksimum verimi edinmek adına çok önemli bir araç olduğunu düşünüyorum.
Tasarımcıları renk konusunda desteklemek neden önemli?
Renk teorisi maalesef hep okunan ancak kitaplarda kalan bir konu. Bir şeyler biliyoruz ama bu bilgileri tasarım sürecimize nasıl aktaracağımızı bilmediğimiz gibi, her şey bittikten sonra kozmetik olarak uygulama eğilimindeyiz. Üretim ve detaylara ağırlık verilen bir süreç olan öğrencilik yıllarında renk, karar mekanizmasında hep sona kalır. Uygulamalı bakış açısıyla verilen bir renk teorisi dersi, genç tasarımcıyı projelerinde rengi çok etkin kullanan, rengi sürece doğru bakış açısıyla ve doğru zamanda dahil eden bir duruma getirir. Bu ne kazandırır? Bazen renk araştırmasıyla tasarım sürecinin en başında bile malzeme hatta form kararını etkiler ve özgün tasarımların yolunu açar. “Renk Odaklı Tasarım” (Color Driven Design) adı altında verdiğim renk çalıştaylarında, özgün tasarım hikayeleri yaratma yolunda katılımcılara rengin kozmetik bir uygulama değil, tasarım sürecinin en başında projeyle ilişkili araştırmalarımızın vazgeçilmez konu başlıklarından biri olması gerektiğini vurguluyorum.