Vampir efsanelerinden tarihi şatolara Transilvanya
Sınırları doğusunda ve güneyinde Karpat Dağları, batısında Apuseni Dağlarıyla çizilen; eşsiz doğası, zengin tarihi ve kültürel dokusu kadar efsaneleriyle de tanınan, Romanya’nın güzide bölgelerinden Transilvanya, her yönüyle keşfetmeye değer!
Romanya’nın en büyük bölgelerinden biri olarak bilinen ve ülkenin en önemli şehirlerini bünyesinde barındıran Transilvanya, tarih boyunca Macarlar, Saksonlar, Romanyalılar gibi çeşitli kültürlere ev sahipliği yapıyor. Bölgede bulunan fantastik şatolar, masalsı bir mimariye sahip kaleler ve görkemli kiliseler kadar her bir doku, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor. Üstelik neredeyse her bir şehri ve şehirlerinde bulunan eşsiz yapıları Unesco Dünya Mirası Listesi’ne giriyor. Tarihi ve kültürel güzellikleri bir yana bölgeyi başka bir taraftan üne kavuşturanın ise İrlandalı yazar Bram Stoker’in 1987’de yayımlanan “Dracula” romanı olduğu biliniyor. Rivayete göre, Dracula karakteri Romanya tarihinin unutulmaz figürlerinden Eflak Prensi Vlad Tepeş ile özdeşleşiyor. Efsanelerle ve büyük zenginliklerle dolu Transilvanya’yı keşfetmek isteyenlerdenseniz sizin için sıraladığımız güzide noktaları muhakkak ziyaret etmelisiniz.
Bran Şatosu
Transilvanya bölgesindeki gözde yerleşim yerlerinden Bran’da, çevresi ormanlar ve dağlarla kaplı bir noktada konumlanan ve akıllara kazınan ikonik karakterlerden Dracula’nın evi olarak da bilinen Bran Şatosu, 1377’de bölgede hüküm süren Saksonlar tarafından şehri yabancı istilacılardan korumak amacıyla inşa ettiriliyor. Günümüzde sivri çatılı kuleleri, gotik yapıdaki burçları ve yüksek duvarlarıyla oldukça büyüleyici bir görünüme sahip olan şatonun, tarih boyunca çok kez çeşitli nedenlerden ötürü el değiştirdiği ve farklı amaçlarla kullanılageldiği biliniyor. Şatonun bugünkü iç görünümünde ise büyük ölçüde 1920’de burada resmi olarak ikamet eden Romanya Kraliçesi Marie’nin payı bulunuyor. Şatonun 50’yi aşkın odasının çoğunun tasarımını Kraliçe Marie yapıyor. Sadeliğiyle dikkat çeken odalarda Kraliçe Marie’nin kişisel eşyaları, tabloları, kullandığı mobilyalar ve tarihi 14. yüzyıldan 17. yüzyıla uzanan savaş aletleri sergileniyor.
Peleş Şatosu
Transilvanya ve Wallacia arasındaki sınırda, Bucegi Dağlarının eteklerinde, Prahova Vadisi içerisinde konumlanan Peleş Şatosu, Romanya’nın ilk kralı I. Carol tarafından eşi Kraliçe Elisabeta ve kendisi için 1875 yılında bir yazlık olarak inşa ettiriliyor. Yapımında binlerce işçinin çalıştığı şatonun tamamlanması 1914’ü buluyor. Şato yapıldığı dönemde Avrupa’nın en modern görünüme sahip şatosu olarak nam salıyor. Elektrikle aydınlatılan ve içinde asansör bulunan ilk şato olarak da tarihe geçiyor. Yakın bir zamanda yapılmış olması nedeniyle günümüze kusursuz bir şekilde ulaşan şato, masalsı atmosferiyle de dikkat çekiyor. Çevrelediği eşsiz manzara, bahçesini süsleyen heykellerin yanında, iç dekorasyonuyla da görenleri kendine hayran bırakan şatoda; tiyatro, balo ve karşılama salonu da dahil olmak üzere 100’ü aşkın oda, yedi teras ve onlarca banyo mevcut. Ayrıca eşsiz vitraylar, tablolar, her biri birbirinden gösterişli Murano avizeler, yaldızlı duvarlar, dev boyutlu aynalar ve çeşitli savaşlardan kalma 4.000 parçalık silah müzesi bulunuyor.
Raşnov Kalesi
Bran Kalesi’ne 15 kilometre uzaklıkta, kayalık bir tepenin üzerinde konumlanan ve panoramik bir manzaraya sahip Raşnov Kalesi’nin 14. yüzyılda Töton Şövalyeleri tarafından çevre halkını dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korumak amacıyla inşa edildiği tahmin ediliyor. Kalenin 3.500 metrekarelik alanına zor zamanlarda kullanılması öngörülen hastane, okul, kilise ve evler inşa ediliyor. Yapıların bir kısmı günümüze birer kalıntı olarak ulaşsa da gözetleme kuleleri, kapıları, top atışı için kullanılan oyukları ve 16. yüzyıla tarihlenen 146 metre derinliğinde bir kuyuya sahip olan çeşmesi oldukça sağlam duruyor. Kalenin içindeki, çeşitli dönemlere tarihlenen savaş aletleri ve 17. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen objelerin sergilendiği bir sanat müzesi de dikkat çekiyor. Ziyaretçiler, günümüzde kalenin gözlem noktasında geniş ovayı bir dürbün yardımıyla seyre dalarken avlusundaki sunağa diktikleri güllerle dilekte bulunabiliyorlar.
Korvin Kalesi
Transilvanya’ya bağlı Hunedoara’da konumlanan ve 1446 yılında Macar Kralı Hunyadi Yanoş tarafından yaptırıldığı için Hunyadi Kalesi olarak da bilinen ancak günümüzde yaygın bir şekilde Korvin Kalesi diye anılan bu yapı, Avrupa’nın en büyük kaleleri arasında sayılıyor. Akarsularla çevrelenen bir tepe üzerinde konumlanan kaleye giriş, bir köprü üzerinden sağlanıyor. Kale girişinin hemen sağında bir zindan bulunuyor. Rivayete göre, romanlara ve beyazperdeye esin kaynağı olan eski Eflak Prensi Vlad Tepeş, Macarlar tarafından yedi yıl boyunca buraya hapsediliyor. Kalenin, bir dönem tutsaklar için işkence amacıyla kullanıldığını gösteren odalarının yanı sıra, Şövalyeler Salonu, Meclis Salonu ve şapeli ile avluları da oldukça büyüleyici noktalarından birkaçı olarak öne çıkıyor.
Kara Kilise
Transilvanya bölgesindeki eşine az rastlanır şehirlerden Braşov’da konumlanan ve şehrin sembolü niteliğinde olan Kara Kilise’nin de Saksonlar tarafından 13 ve 14. yüzyıllar arasında yaptırıldığı biliniyor. Kilisenin tamamlanması neredeyse 100 yılı buluyor. Bu adı almasında ise iki yaygın rivayet bulunuyor. Rivayetlerden birine göre, kilise, 1689’da şehirde çıkan bir yangından etkileniyor ve bunun ardından cephesi siyah bir renk aldığı için bu isimle anılıyor. Diğer rivayet ise 19. yüzyılda Braşov’un bir sanayi şehri olarak gelişim göstermesiyle ilişkilendiriliyor. Buna göre, çevrede oluşan kirlilikten haliyle kilise de etkileniyor. Orta Çağ’da Raşnov’un bir ticaret üssü haline gelmesi ve bu dönemde en pahalı ürünlerden birinin halı olması, tüccarların kiliseye 100’ü aşkın halı bağışlamalarına neden oluyor. Günümüzde de en büyük dekoratif ögesinin eşsiz vitrayları, süslü balkonlarının yanı sıra, 400 yıllık halıları olduğu biliniyor.
Biertan Müstahkem Kilisesi
Transilvanya’daki önemli Sakson köylerinden biri olan Biertan’da konumlanan Müstahkem Kilisesi, 13. yüzyılda Saksonlar tarafından ibadet ve korunma yeri olması amacıyla inşa ettiriliyor. İnançları gereği eşlerin evliliklerini sürdürmelerinin esas olduğunu düşünen Saksonlar tarafından kiliseye yaptırılan en önemli bölümün Evlilik Hapishanesi olduğu biliniyor. Zamanında evliliklerinde sorun yaşayan çiftler, bu hapishanede altı hafta boyunca kalıp aralarındaki problemi bir çözüme kavuşturuyorlar. Odanın bu amaçla aktif bir şekilde kullanıldığı 300 yıl boyunca, Biertan’da evlilikle ilgili problemlerini çözemeyen ve boşanmak durumunda kalan yalnızca bir çiftin olduğu kaydediliyor. Günümüzde müze olarak kullanılan karanlık ve alçak tavanlı odada ziyaretçileri, tek kişilik bir yatakla birlikte küçük bir masa ve bir sandık karşılıyor.
Sighisoara Saat Kulesi
Transilvanya bölgesindeki tarihi kentlerden Sighisoara’nın simge yapısı olarak bilinen Saat Kulesi, 64 metre uzunluğuyla kentin dört bir tarafından görülüyor. 13. yüzyılda kentte bulunan kalenin ana kapısını korumak amacıyla inşa edildiği bilinen kule, 16. yüzyıla dek idari toplantılar için kullanılıyor. Bu nedenle Konsey Kulesi olarak da biliniyor. Kulenin çatı kısmında yer alan dört küçük barok stilindeki kule, ana kuleye ayrı bir ihtişam katıyor. Kulenin başlangıçta ahşaptan yapıldığı bilinen saat mekanizmasının ise çevrede meydana gelen bir patlama sonucunda zarar gördüğü ve bugünkü metal mekanizmanın 17. yüzyılda yerleştirildiği biliniyor. Şimdilerde bir tarih müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlayan kule, her yönüyle görülmeye değiyor.
Salina Turda Tuz Madeni
Transilvanya’nın kuzeybatısında, Cluj şehrinde konumlanan ve yerin 200 metre kadar altına uzanan Salina Turda, Orta Çağ’dan 1932 yılına dek aktif bir şekilde tuz madeni olarak kullanılıyor. Bir zamanlar Avusturya-Macaristan Krallığı’nın tuz ihtiyacının tamamının bu madenden karşılandığı biliniyor. 1932 yılından sonra peynir deposu, İkinci Dünya Savaşı sırasında ise sığınak işlevi görüyor. Maden, 1992 yılında ziyarete açılmasıyla birlikte bölgeyi keşfe çıkanların en büyük ilgi odağı haline geliyor. Bir tünelden geçilerek merdiven veya asansör yoluyla yerin 13 kat altına inilen madende ziyaretçileri tuzla kaplı yerler, tavanlar, duvarlarla birlikte derinliği sekiz metreye ulaşan ve sal kiralayarak üzerinde dolaşılabilen bir göl karşılıyor.