Zamanda yolculuk yapmak için: Brugge
Brugge’ün Orta Çağ’dan günümüze değin el değmemiş bir şekilde uzanan Flaman mimarisi, çevresini sarıp sarmayan kanalları, kartpostal görünümlü manzaraları ziyaretçilerine olağanüstü karışımlar sunuyor.
Belçika’nın kuzey batısında konumlanan Brugge’ün yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlaması MS 9. yüzyıla uzanıyor. MS 11. yüzyıla kadar Vikingler’in egemenliğinde olan şehir, takvim yapraklarının 1300’lü yılları gösterdiği tarihlerde Fransa sınırları içerisine dahil ediliyor. Ardından Fransa Kralı IV. Philip’in yönettiği halkla arasında çıkan çatışmalar sonucunda bölge kader değişikliği yaşayarak hızla bir ticaret merkezi haline geliyor. Şehir, başta İsveçli ve İngiliz tacirler olmak üzere dünyanın her yerinden ticaret yapmak için gelinen bir merkeze dönüşüyor. Şehrin ticari hayatını doruk noktasına ulaştıran ise genellikle dantel ve giyim kuşam endüstrisi. Her şehrin yükseliş ve düşüş dönemlerine tanık olunmuştur ancak Brugge, sahip olduğu endüstriyel zenginliği ve konumu itibarıyla düşüş dönemlerinin üstesinden rahatlıkla gelerek günümüze kadar turistik cazibe merkezi olabilmeyi başarıyor. Ziyaretçilerine ise Brugge’ün uğrak noktalarını keyifle gezmek kalıyor.
Büyük Meydan
Brugge’e gelenleri ilk olarak şehrin ana meydanı olarak bilinen ve adına Grote Markt (Büyük Meydan) denilen yaklaşık 10 dönümlük alan karşılıyor. Tarihteki yolculuğuna bakıldığında meydanın çeşitli milletlerce pazar yeri olarak kullanıldığı görülüyor. Meydanı bugünlerde ziyaret edenler ise özellikle çarşamba günleri bu pazarlarla karşılaşabiliyorlar. Tabii Grote Markt’ın keşfedilecek yerleri sadece pazarları değil. Meydanın çevresindeki tarihi mekanlar, şirin görünümlü kafeler ve dükkanlar da gezginlere farklı deneyimler yaşatabiliyor.
Su kanalları
Kanal merkezli olması; Hamburg, Amsterdam ve Stockholm gibi Brugge’ün de Kuzey’in Venedik’i olarak anılmasını sağlıyor. Şehri kuşatan kanallar, geçmiş zamanlarda olduğu kadar günümüzde de ulaşım için kullanılmaya devam ediyor. Turistik turlarla daha fazla renklenen kanal gezileri, kızıla çalan güneş ışıkları ve kuş cıvıltıları eşliğinde bir yandan sakin sulardan huzur dolu gökyüzünü diğer yandan yol boyunca karşılaşılan köprüleri, nergislerle bezenmiş bahçeleri ve Arnavut kaldırımlı taşlarla döşenmiş sokakları izletiyor yolculara.
Çan Kulesi
Şehrin simgesi haline gelen Çan Kulesi, ziyaretçilerini Grote Markt’ta selamlıyor. 12. yüzyılda inşa edilen Çan Kulesi, bölgenin ilk kulelerinden biri olarak biliniyor. Orta Çağ mimarisini bire bir yansıtan kulenin dış cephesi gotik, avlusu ise pitoresk bir görünüme sahip. Günümüze kadar çeşitli işlevlerle kullanılan kule, kurulduğu tarihlerde Brugge’ün dantel endüstrisinin en önemli merkezini temsil etmiş, bir dönem yönetimin gözetim ve kontrol merkezi olarak kullanılmış. Bugünlerde ise kent manzarasının ayakların altına serilebildiği, ziyaretçilerin bir an dahi boş bırakmadığı ve kule içindeki merdivenleri tırmanarak Brugge’e tepeden baktıkları bir seyir mekanı.
Aşk Gölü
Kanal yolculuğunda inip doya doya keşfedebileceğiniz bir uğrak noktası Aşk Gölü. Göl üzerinde salınan kuğular, seyredenlere eşsiz bir dinginlik sunuyor. Adından da anlaşılacağı üzere çevresi fazlasıyla romantik görünüme sahip; öyle ki her köşesi kartpostal olabilecek nitelikte. Gölün hikayesi de manzarası kadar ilgi çekici. Rivayete göre Avusturya arşidükü Maximilian, Burgonya’nın son dükü Cesur I. Charles’ın kızı Burgundy Mary’e burada bir tektaş yüzük hediye ediyor ve o günden sonra Aşk Gölü’ndeki köprüde parmaklara uzanan tüm yüzükler sonsuz aşkın simgesine dönüşüyor.
St. Johns Hastanesi
Kanal turunuzda gözlerin takılacağı mekanlardan bir diğeri, eski bir hastane olan St. Johns. Şimdilerde Hans Memling Müzesi’ne dönüştürülen hastaneye yolu düşenler dönemin tıbbını ve sanatını temsil eden eserlerle karşılaşırken antik yapının içine serpiştirilen eserler yoluyla tarihi hissedebiliyorlar.
Burg Meydanı
Pazar meydanına bir blok uzaklıkta olan Burg Meydanı, Orta Çağ’da bir yönetim merkeziymiş. Bugün de Brugge’ün idari merkezi olan meydanda belediye binasını yani Stadhuis’ı görebilirsiniz. 1376 yılında inşa edilmiş olan Stadhuis, 600 yılı aşkın süredir şehri yönetmek için kullanılıyor. İhtişamlı yapısı, Gotik salonu ve tavanında kente hükmetmiş isimlerin portreleriyle donatılmış binanın tarih koktuğunu söylemek yanlış olmaz. Buraya kadar uzanan yolculukta belediye binasının hemen yamacında bulunan eski adliye binasını ziyaret etmek de yapılması gerekenler arasında.
Beguine’s House Müzesi
Beguine’s House Müzesi, Brugge’ün kültürel mirasının simgelerinden bir diğeri. Adını, ev sahipliği yaptığı kadınlardan yani Beguinage’den alan evler, 13. yüzyılda kurulmuş, hiç bozulmadan varlığını günümüze kadar koruyabilmiş. Evlerin en belirgin özelliği sobalı mutfaklarının olması. 2. Dünya Savaşı sonrası dönemlerde bile yemek pişirilmek için kullanılan evler, bugünlerde ziyaretçilerini zamanın yemek kültürüne doğru yolculuğa çıkarıyor.
Ne yiyelim?
Dünyaca ünlü Belçika çikolatası gibi damakta tat bırakan lezzetlerin bulunduğu mekanlarda, çikolata şölenleri arasında kaybolabilir; midye ve kuzey denizi gri karidesini tadabileceğiniz lezzet duraklarını keşfedebilirsiniz.
Brugge’ü hatırlatanlar
Brugge’ü unutulmazlar listenize eklemeden önce birkaç eser ve sanatçıyla tanışmaya ne dersiniz? Brugge’ü keşfe çıkmadan Colin James Farrell’ın başrolde olduğu “In Bruges” adlı filmi izleyebilir, dünyaca ünlü caz müzisyen Django Rheindhart’ı dinleyebilirsiniz. Tarihi dokusuyla tanışmadan önce biraz alıştırma yapmak için de şehrin ilk ressamlarından Jan Van Eyck ve Hans Memling’in sanat eserlerine göz atabilirsiniz.