Toplumların Bir Parçası Olan İşletmelerden Toplum için Adımlar
Tarihsel süreçlere bakıldığında Sanayi Devrimi, savaşlar ya da krizler sonrası yaşanan çevresel ve sosyal sorunlar, kurumların varlıklarını yalnızca kâr odaklı sürdürmelerinin imkansız olduğunu ortaya koyuyor. Kurumlar, içinde bulundukları toplumların, sosyal alanlarda beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verme, ekonomik ve çevresel etkilerini bu ihtiyaçlara göre şekillendirme eğilimi gösteriyor. Bu eğilim, kurumların paydaşlarıyla iletişim ve ilişki yönetimlerini geliştirirken yeni pazarlara erişimini, insan ve çevre odaklı ürün ve iş geliştirme süreçlerini de destekliyor. Ayrıca insan ve doğa odaklı işveren markası, çalışan aidiyeti, risk yönetimi, müşteri sadakati ve güveni gibi faydalar sağlıyor.
Kurumların faaliyetlerinden etkilenen ya da faaliyetlerini etkileyen kişi veya gruplar, paydaşlarıdır. Kurumlar, temel iş stratejileri çerçevesinde ekonomik, çevresel ve sosyal alanlarda paydaşlarının beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir. İçinde bulunduğumuz dönemde, şirketlerin artık sadece mal/hizmet üretimi ve satışıyla finansal başarı elde etmeleri yeterli değil. Günümüzde iş dünyası ve şirketler, çevreye ve insana duyarlı, iyi yönetişim uygulamalarını ilke edinmelerinin de beklendiği küresel bir dönüşüm süreci içindedir.
Kavramsal temeller
Son yıllarda iş dünyasında çok sık duyulan “kurumsal sosyal sorumluluk” terimi Türkçede kısaca KSS, İngilizcede ise “corporate social responsibility” kavramının kısaltılmış haliyle CSR olarak kullanılıyor. Bu kavram, yakın zamana kadar filantropi, hayırseverlik, sponsorluk gibi kavramlarla ilişkilendiriliyordu. Oysa filantropi ya da hayırseverlik kavramlarının kapsadığı; sivil toplum kuruluşları, vakıflar ve dernekler aracılığıyla yapılan gönüllü bağışlardan farklıdır.
Sosyal sorumluluk terimi ilk kez Bowen’ın 1953’te yayımlanan “İş Adamlarının Sosyal Sorumlulukları” (Social Responsibilities of the Businessman) adlı makalesinde yer aldı. Bowen bu makalesinde, iş insanlarına toplumun değer ve amaçlarıyla örtüşen sosyal sorumluluk faaliyetleriyle ilgilenmeleri konusunda sesleniyordu. KSS, kurumların faaliyet alanlarıyla ilişkili olarak ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda paydaşlarının beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayarak sürdürülebilir kalkınma ve fayda odaklı ölçülebilir uygulamaları hayata geçirmesi anlamına geliyor.
Avrupa Komisyonu KSS kavramını, “toplumu etkilemek üzere gerçekleştirilen sorumluluk girişimleri” olarak tanımlıyor. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (World Business Council for Sustainable Development/WBCSD) ise bu kavramı, “İş dünyası tarafından çalışanların, onların ailelerinin, halkın ve tüm toplumun hayat standardını yükseltip ekonomik kalkınmaya katkı sağlamaya yönelik verilmiş bir taahhüttür.” ifadeleriyle açıklıyor.
Türkiye’de KSS
Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımı özellikle 2000’li yıllardan itibaren gündeme geliyor. KSS’yi hayırseverlik, vakfi yardımlar ve sponsorluktan ayrı tutma anlayışı zaman içinde gelişiyor. Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde şirketlerin, faaliyet alanından bağımsız, toplumda en hassas gruplar olarak görülen çocuk odaklı eğitim projelerine yöneldiği görülüyor. Hedef kitle sıralamasında ikinci sırada görülen toplumun geneli sınıflandırması ise tercih edilen alanın kitle ayrımı olmaksızın herkese yönelik olduğunu belirtiyor. Üçüncü ve dördüncü olarak sırasıyla gençler ve engelliler geliyor.
Yaşadığımız pandemi, iklim krizi, aşırı hava olayları nedeniyle gerçekleşen afetler, sel, orman yangınları, doğal afetler, küresel ekonomik krizler ve gıda krizleri nedeniyle artan eşitsizlik dünyadaki herkesi ve her ülkeyi yakından etkiliyor. Bu etkilerin bir paydaşı olan kurumların, sosyal yatırımlarını toplumların beklenti ve ihtiyacına göre yeniden şekillendirmeleri gerekiyor.
Sürdürülebilirlik Odaklı KSS
Sürdürülebilirlik kavramının temelleri doğal kaynakların korunması, ekonomik büyüme, refah ve insan/toplum gelişimi bileşenlerinde özetlenebilir. 2000’li yıllarda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yayımlanan Binyıl Kalkınma Hedefleri (UN Millenium Goals) Birleşmiş Milletler’e üye olan 192 ülke tarafından 2015’e kadar yerine getirilmesi planlanan sekiz hedefi kapsıyordu. 2000’li yılların küresel sorunları; aşırı yoksulluğun ve açlığın yok edilmesi, evrensel ilköğretimin sağlanması, cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadınların güçlendirilmesi, çocuk ölüm oranının azaltılması, anne sağlığının iyileştirilmesi, HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele edilmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, kalkınmaya yönelik küresel iş birliğinin geliştirilmesi olarak belirlenmişti.
Aynı dönemde Birleşmiş Milletler bu kez iş dünyası için ortak bir “sürdürülebilir kalkınma” anlayışıyla şirketleri sürdürülebilir ve sosyal sorumluluklarına uygun uygulamalar geliştirmeye teşvik eden bir yaklaşımla Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni (UN Global Compact) yayımladı. Sözleşmenin temelini, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 31 Ocak 1999 tarihinde Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşma sırasında sermaye liderlerini küresel piyasaya insani bir yaklaşım için çalışmaya davet etmesi oluşturdu. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10 ilkesi; insan hakları, işçi hakları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanında evrensel olarak kabul görmüş beyannamelerden alınarak hazırlandı.
Kurumların gönüllü olarak imzacısı olduğu bu girişim, bu dört ana ilke için ilerlemelerini her yıl kaydetmelerini, gerçekleştirdikleri hedef ve taahhütlerini İlerleme Raporu (Communication On Progress Report) ile kamuoyuyla paylaşmalarını hedefledi. Bugün Türkiye de dahil olmak üzere 160 ülkede 10 binden fazla katılımcı şirketin bu bildirgede imzası bulunuyor.
KSS, bu noktada gönüllülük ve hayırseverlik uygulamalarından tamamen ayrılarak çevre başta olmak üzere küresel sorunlara, özel sektör, kamu, akademi dünyası ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle çözümlerin üretildiği, yaratılan etki ve faydanın modellendiği, ölçümlenebildiği, yaygınlaştırılabildiği ve kamuoyuyla paylaşıldığı profesyonel bir iş sürecine dönüştü. Devam eden süreçte, 2015 yılında BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde, 193 üyenin oy birliğiyle 2030 yılına kadar tüm dünya için ulaşılması hedeflenen küresel amaçlar yayımlandı.
Özel sektör ilk kez bu girişimin bir parçası olarak küresel çağrının paydaşları arasında yer aldı. İş dünyasına faaliyet alanı kapsamındaki küresel amaçlarla iş hedeflerinin ilişkilendirilerek önceliklendirilmesi ve bu amaçlar için gerçekçi, sürdürülebilir çözümleri hayata geçirmesi için çağrıda bulunuldu. Bu amaçlar; açlık ve yoksulluğun sona erdirilmesi, sağlık ve esenlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, nitelikli eğitim, temiz su ve sanitasyon, erişilebilir ve temiz enerji, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi, yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, sorumlu tüketim ve üretim, iklim eylemi, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için ortaklıklar şeklinde belirlendi. Ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel sorunların çözümüne katkı sunan, toplumun gelişimine, refahına ve sürdürülebilir kalkınmasına destek sağlayan, dayanışma ve toplumsal paydaşlık yaklaşımıyla geliştirilen KSS projeleri aynı zamanda kurumların sürdürülebilirlik vizyonunun da bir parçasını oluşturuyor.
Biliyor musunuz?
2019’da İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV) tarafından yayımlanan Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Almanak Çalışması’na göre bir yılda incelenen 746 KSS projesi kapsamında Türkiye’deki şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk temasıyla en fazla yöneldikleri alan, araştırma kapsamında değerlendirilen dönemde “eğitim” oluyor. Bu alanı sırasıyla çevre, sosyal destek ve kültür-sanat alanları izliyor. İlk sırada gelen eğitim alanında faaliyetlerden yararlanan hedef kitleyi çocuklar, gençler, engelliler ve kadınlar oluşturuyor. Çevre alanında ise toplumun genelini, çocukları ve hayvanları hedefleyen projeler yer alıyor. Sosyal destek alanında yaşlıların, çocukların, engellilerin, kadınların ve hayvanların sorunlarına eğilerek çözüm yollarına katkı sağlama amacı güdüldüğü anlaşılıyor. Kültür-sanat alanında çocukların müzik ve diğer sanatsal alanlara yönlendirilmesi, arkeolojik öneme sahip alanlarda ve turizme yönelik gelişim ve koruma gerektiren yerlerde yapılan faaliyetler, ücretsiz tiyatro, sinema ve konser gibi aktivitelere katılımın teşvik edilmesi gibi projelerin ön planda olduğuna mercek tutuluyor.
Diğer %1
Şiddet %1 (6 proje)
Farkındalık %1 (9 proje)
Spor %5 (39 proje)
Ekonomi %7 (50 proje)
Sağlık %8 (58 proje)
Eğitim %38 (287 proje)
Çevre %14 (105 proje)
Sostal Destek %13 (99 proje)
Kültür Sanat %12 (93 proje)
Bu makale, SUCSR Genel Müdürü Asya Deniz Akyol tarafından kaleme alınmıştır.
Kaynaklar
unido.org, online.hbs.edu, single-market-economy.ec.europa.eu, eur-lex.europa.eu, capital.com.tr, ingev.org
‘CAPITAL’ DERGİSİNİN 2022-2023 DÖNEMLERİNİ KAPSAYAN 18. KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK ARAŞTIRMASI’NA GÖRE
%81
“İŞ DÜNYASININ SOSYAL SORUNLAR KARŞISINDA SORUMLULUĞU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM” DİYENLERİN ORANI %70 İKEN 2023’TE BU ORAN %81’E YÜKSELDİ.
%92
KATILIMCILARIN %92’Sİ ŞİRKETLERİN TOPLUMSAL SORUMLULUK PROJELERİNİN İLETİŞİMİNİ VE TANITIMINI YAPMASINI DOĞRU BULDUĞUNU İFADE ETTİ.
%55
2021 YILINDA ŞİRKETLERİNDE KSS BÜTÇELERİNİ ARTIRDIĞINI AÇIKLAYANLARIN ORANI %46’DAN %55’E YÜKSELDİ.
%90
KATILIMCILARIN %90’I “KURUMUNUZ, SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİNİ DESTEKLİYOR MU?” SORUSUNA “EVET” DİYEREK İŞ DÜNYASINDA KSS PROJELERİNİN ÇOK YÜKSEK ORANDA DESTEKLENDİĞİNİ ORTAYA KOYDU.
2.
2023 SONUÇLARINA GÖRE ÇEVRE VE DOĞANIN KORUNMASI, EĞİTİM VE ÖĞRETİME KATKININ ÖNÜNE GEÇEREK İKİNCİ SIRAYA YERLEŞTİ.
UZMAN GÖRÜŞÜ
SUCSR Genel Müdürü Asya Deniz Akyol’a Kurumsal Sosyal Sorumluluğa Dair Sorularımızı Sorduk…
Özellikle bizi bir araya getiren toplumsal olaylarda şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarıyla öne çıktıklarını görüyoruz. Hem bu gibi zamanlarda hem de özellikle toplumda problem olarak görülen önemli konuların çözülmesi adına kurumların yaptıkları çalışmaları nasıl değerlendirirsiniz?
Tarihsel süreçlere bakıldığında, özellikle 1970’lerde, şirketlerin kilit paydaşları şirket ortaklarıydı ve işin sorumluluğu yalnızca kârı artırmaktı. Bu salt kâr odaklı yaklaşım; savaşlar, ekonomik ve sosyal krizlerle birlikte toplumların beklenti ve ihtiyaçlarına göre değişmeye başladı. Bugün, Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum/ WEF) tarafından duyurulan “paydaş kapitalizmi” tek bir paydaşın çıkarları yerine hükümetler, iş dünyası ve bireylerin iş birliğinde; yalnızca hissedarların değil, toplumun çıkarlarını gözeten bir modeli işaret ediyor.
COVID-19 pandemisiyle birlikte toplumsal fayda, toplumsal dayanışma kavramlarının şirketler için daha anlaşılır hale geldiğini görebiliyoruz. Tüm dünya aynı anda bir seferberlik haline girdi. Şirketler çok hızlı şekilde pozisyon aldı çünkü böyle bir yetenekleri var. Nitelikli insan kaynağı, bilgi ve deneyimlerini, daha önemlisi hızlı hareket etme kabiliyetlerini dayanışma ruhuyla ortaya koydular.
Bu adımların sürdürülebilirliğin önemli bir parçası olduğunu biliyoruz. Bu ilişki hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?
Küresel ısınma, biyoçeşitlilik kaybı, doğal kaynakların tükenmesine bağlı olarak su ve gıda krizi başta olmak üzere tüm dünyanın yaşayacağı öngörülen ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar sırasında şirketlerin aldıkları pozisyon, sürdürülebilirlik dönüşümlerinin de en önemli noktası olacak. Şirketler yalnızca servet üreten bir ekonomik birim olarak mı kalacak yoksa daha geniş bir ekonomik, çevresel ve sosyal ekosistemin parçası yani küresel bir paydaş mı olacak?
Dünya Ekonomik Forumu “kurumsal küresel vatandaşlık” tanımını, “Bir şirketin, dünyanın durumunu iyileştirmek için diğer şirketler ve paydaşlarla ortak çabalarda temel yeterliliklerini, girişimciliğini, becerilerini ve ilgili kaynaklarını kullanmasını gerektirir.” şeklinde özetliyor. Paydaşların, sürdürülebilir çevre ve toplumsal eşitlik alanında sosyal farkındalığı gün geçtikçe artıyor; şirketlerinin devamlılığını gelecekte başarılı şekilde sağlamaları için liderlerden, paydaş beklentilerine aynı hızla karşılık vermeleri bekleniyor. Kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımı da benzer şekilde, yaratılan “değer”, ortak gelecek ve sürdürülebilirlik odağında geliştirilmelidir. Şirketler; çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, yerel topluluklar ve genel olarak toplumların ortak çıkarı gözetilerek uzun vadeli refahı güçlendiren uygulamaları hayata geçirmelidir. Şirketler faaliyet gösterdikleri bölgelerin, ekonomik, sosyal ve çevresel alanlardaki beklenti ve ihtiyaçlarını anlayarak kendi etkilerini yönetmelidir.
Şirketlerin bu uygulamalar için faaliyet gösterdikleri bölgeleri ön planda tutmaları neden önemli?
Şirketlerin bulundukları, yatırım yaptıkları, kâr elde ettikleri sektörlerde ve bölgelerdeki sorunlar ya da dezavantajlı koşulların iyileştirilmesi yani etki alanlarındaki sorunların çözümüne yönelik alanlarda model geliştirmeleri hem şirketin hem de bölgenin sürdürülebilirliğine katkı sağlar. Kendi ihtisas alanları içindeki bir soruna çözüm üretmek, bu alandaki riskleri azaltırken fırsat alanlarını da beraberinde getirir.
Ülkemizde yaşanan deprem felaketinde de gördüğümüz gibi olağanüstü bir dayanışma çabası var. Bu çabanın sürdürülebilir olabilmesi, bir “sorumluluk” yaklaşımıyla ele alınabilmesi için tüm paydaşlarla birlikte bölgenin ihtiyaçlarına göre refahın güçlendirilmesine odaklı sürdürülebilir modellerin devreye alınması gerekir.
KSS süreçlerinde iyi bir ekip ve/veya iyi bir danışmanlık şirketi süreçlerde nasıl bir fark yaratmayı sağlıyor?
KSS, hayırseverliğin aksine kazan-kazan kavramını kapsar. Profesyonel anlamda bakıldığında elde edilen kârın diyetini ödemekten çok daha fazlası, daha önce de bahsettiğimiz üzere, “sorumluluk” ilkesiyle hareket eden profesyonel bir ilişki yönetimidir. Bir şirketin kurumsal sosyal sorumluluğu artık sadece tercihe bağlı değil, geniş kapsamlı bir stratejinin de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle sürdürülebilirlik ve KSS uygulamaları, stratejik olarak pozisyon alma, uyum ve operasyonel dönüşüm için önemli bir etkendir; profesyoneller tarafından bir iş süreci olarak yönetilmelidir.
KSS uygulamaları nasıl yapılmalıdır?
- Şirketin sürdürülebilirlik öncelikleriyle, sürdürülebilirlik odaklarıyla ilişkili olmalıdır.
- Şirketin ayırdığı mali kaynaklar, insan kaynağı ve zaman kaynağının bir amacı ve fayda hedefi olmalıdır.
- Mutlaka iş süreçleri, stratejileri, risk ve fırsat yönetimleriyle ilişkili olmalıdır.
- Ölçülebilir bir faydaya yatırım yapılmalıdır.
- Nasıl bir etki yaratıldığı ölçülebilir ve raporlanabilir olmalıdır.
- Yaygınlaştırılabilir (ülkede ve bölgede) ve devredilebilir olmalıdır. Bir şirket bir sorunu sonsuza kadar çözmekle yükümlü olamaz. Ancak çözüm modelini geliştirmek gibi bir bilgi ve deneyim avantajını taşır.
- Çok paydaşlı katılımla (kamu, akademi, sivil toplum kuruluşları) etkisi genişletilmelidir.
- Çalışan gönüllülüğüne odaklanmalıdır.
Türkiye’de hayata geçirilen projelerde ülkenin gereksinimleri nasıl göz önünde bulunduruluyor? Bu tür projelerde kurum içinde en çok ihtiyaç duyulan dinamikler nelerdir?
Türkiye’de yapılan çalışmalarda en çok “eğitim” odaklı KSS uygulamaları hayata geçiriliyor. Bununla birlikte dünyanın ve ülkemizin en önemli gündemlerinden biri olan “iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı” yalnızca ülkelerin değil, şirketlerin de etki alanlarına göre önemli önceliklerinden biri olmalıdır.
2022 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na, bilinen adıyla COP27’ye, küresel ısınma ve sera gazı salınım oranlarının azaltılması hedefiyle 194 ülke katıldı. İklim değişikliğiyle mücadelede şirketlerin kilit rolleri vurgulanırken iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına yönelik uyum süreçlerinin geliştirilmesi, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi, dayanıklılığın artırılmasına yönelik ürün, hizmet ve iş modellerinin çoklu paydaş katılımıyla geliştirilmesi, odaklanılması gereken alanların başında geliyor. Bununla birlikte düşük karbon odaklı yaklaşımlar, küresel düzeyde oluşturulan fonlarda da yarar sağlayacak yeni ekonomik fırsatları beraberinde getiriyor.