İlişki Mimarisi: Transaksiyonel Analiz

Uzman Psikolog Hülya Üstel Eleviş, kuramın ilk uygulayıcılarından biri olarak anlatıyor…

Transaksiyonel analiz, bir insanın kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini nasıl dönüştürür? 

Kendinle karşılaşmanın güzel bir yöntemi bence. Hepimiz iç seslerimizi duyuyoruz ama adlandırmayı ve yönetmeyi bilmiyoruz. Oysa içimizde farklı sesler hem kendimizle hem de diğer insanlarla kurduğumuz ilişkilerin belirleyicisi. Mesela bir hata yaptığımızı düşündüğümüzde içimizden bir sesle kendimize kızıyoruz, “Bunu nasıl yaptım, aklım neredeydi?” diyen sesle omuzlarımız çöküyor. Derken başka bir ses imdadımıza yetişiyor ve, “Canım herkes hata yapar, dünyanın sonu değil, bana da yazık…” derken, diğeri “Eyvah ya eşim duyarsa, ne diyeceğim şimdi ona ben?!” diye konuşuyor ve korkmaya başlıyoruz. Bir diğer karakter, “Amaaan amma taktım kafaya, boş ver, bak şu tişörtün rengi ne güzelmiş!” diyerek bizi kendi keyfimize bakmaya teşvik ediyor. İçimizdeki seslerin bir tanesi de tamamen akılcı ve rasyonel düşünüyor ve bir çözüm arayışına giriyor. Hatta aynı şeyi yeniden yaşamamak için nasıl önlem alabileceğimizle ilgileniyor ve seçenekler üretiyor. Bu sesleri tanımak ve yönetmek; dünyaya yeniden gelmek, otomatik pilottan çıkmak ve direksiyona geçmek gibi. Ben buna kendimizi yeniden ve tam istediğimiz gibi yeniden şekillendirmek diyorum. İç sesleriyle tanışan biri için hem içsel hem de dışsal iletişimin aynı kalma ihtimali yok. Kendine iyi gelen içsel konuşmayı yapmayı öğrenince kendisiyle arası iyi ve huzurlu birine dönüşmek neredeyse kendiliğinden oluyor. Diğer insanlarla iletişimde ise kendini yönetme, açık iletişim kurma becerileriyle birlikte gelişen yanlış anlamalardan uzak, net iletişime geçiş harika bir dönüşüm yaratıyor.

İçimizdeki ebeveyn, yetişkin ve çocuk… Sizce insanlar bu üç hallerini günlük yaşamda en çok nerede karıştırıyor?

En sık gözlemlediğim Ebeveyn veya Çocuk benliğin Yetişkin benliğe bulaşması. Mesela çok rasyonelmiş gibi görünen cümleler: “Bunun dışında bir seçenek yok!” veya “Bu davranışı kime anlatsak ne kadar uygun olmadığında hemfikir olur.” Çok mantıklı ve veriye dayalı görünüyor değil mi? Oysaki Eleştirel Ebeveyn’in kesin ve otoriter sesi konuşuyor. Başka örnekler: “Her şeyi denedim ama bunun dışında gerçekten elimden gelen bir şey yok.” veya “Benim yerimde kim olsa çekinirdi.” Bu cümlelerde de rasyonelmiş gibi gözüken bir ikna çabası var ama aslında Uyarlanmış Çocuk kendisine kızılmaması için büyükleri ikna etmeye çalışıyor.

İntegratif psikoterapi ve transaksiyonel analizin kesişiminde, danışanlarınızda en sık karşılaştığınız temel ihtiyaç nedir?

Bir psikoterapist olarak en çok temas ve ilişki ihtiyacıyla karşılaştığımı söyleyebilirim. Görülmek, kabul ve saygı görmek, değerli hissetmek, yalnız olmadığını bilmek… Bunlar hepimizin insan olarak en temel ve ortak ihtiyacı. Hatta o kadar önemli ki insanlar yalnız olmamak için zehirleyici ilişkileri bile bitiremiyorlar, yalnızlık korkusu o kadar baskın ki zarar verdiğini bilseler bile ilişkiyi yıllarca taşıyorlar.

Sizce bir bireyin transaksiyonel analizle tanışması için en doğru zaman nedir? 

Bu tamamen kişinin öznel olarak hissedeceği, herkesin kendine özgü bir deneyimidir bence. Transaksiyonel analizle tanışmak için bence her zaman doğru zaman. Krizli bir zaman değilse ve kişinin bir arayışı yoksa bilgi olarak kişinin kendisini ve ilişkilerini daha iyi tanımasına hizmet eder yani güzel bir keşif yolculuğu olur. Ama krizli bir zamana denk gelirse derin bir değişimi mümkün kılar ve gerekli donanımı verir. Yine de profesyonel ve kişisel deneyimimle 30’lu yaşların ve krizli dönemlerin değişim için en fazla ihtiyaç duyulan yaşam dönemeçleri olduğunu söyleyebilirim.

Transaksiyonel analiz perspektifinden baktığınızda insanların geri bildirim alıp verme davranışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geri bildirim üslubu biraz kültürel. Örneğin Amerikan kültüründe olumlu geri bildirim vermek çok doğal ve çok sık yapılan bir şeyken doğuya gidildikçe bunun çok azaldığını söylersem yanlış olmaz. Bizim kültürümüzde hâlâ, “Ne gerek var!”, “Zaten bilmesi lazım.”, “Şımarır.”, “Kötü bir şey söylenmiyorsa her şey yolundadır…” gibi kalıp yargılar hakim. Özellikle iş dünyasında, “Maaş veriyoruz ya bir de aferin mi diyeceğiz?” diyen iş sahiplerini duydu bu kulaklar. Oysa insana verilen olumlu geri bildirim işe bağlılığı artırır, işe verilen olumlu geri bildirim ise işi geliştirir. Her zaman vurgulamakta yarar gördüğüm şey, takdirin asla fazlası olmadığıdır. Öğrenmemek ve kültürel olarak maruz kalmamak insanları olumlu geri bildirim vermede çekingen hale getiriyor. Hatta daha ilginci, takdir almaktan utanmak da alamamanın bir sebebi olarak karşımıza çıkıyor. Takdiri kabul etmemenin diğer sebepleri arasında alçak gönüllü olma, tevazu gösterme, kendini layık görmeme, kibirli görünme kaygısı sayılabilir. Olumlu geri bildirim eksik olduğu zaman susuz kalıyoruz, güvende hissetmiyoruz. Dikkatimi çeken bir diğer geri bildirim davranışı ise olumsuza odaklanma eğilimi. Eleştirme, düzeltme, uyarma, hatırlatma… Kötü bir bakış, dudak bükme, kaş kaldırma… Ne kadar tanıdık değil mi? Sadece yapamadıkları söylenen çocukların, büyüdükleri zaman neler yapabildiklerinin farkında olmaları ve hatta başkalarının neler yapabildiğini fark edip takdir etmeleri çok kolay değil. Bu nedenle hem ailemizle hem de iş arkadaşlarımızla iletişimimizde takdir vermek, kültüre de olumlu bir katkı sunmak anlamına geliyor.

Kurumsal eğitimlerde transaksiyonel analiz yöntemini kullanırken liderlik ve iletişim alanında sizi en çok şaşırtan dönüşüm örneği ne oldu?

Ülkemizin değerli ve büyük firmalarından birinde, Liderlik Akademisi programını başlattık. Önce orta kademe yöneticilerle, ardından üst yönetimle ve daha sonra tüm personelle çalıştık. Bu çalışmadan firmanın kültürünü yansıtan bir yönetici personası çıkardık ve bunu da şirketin bütününde atölye çalışmalarıyla paylaştık. Yetkinlikleri ifade eden sloganlar yarattık. Firmada ortak bir dil oluştu ve değiştiler. Şirket kültürüyle birlikte kişisel olarak da değiştiklerini gözlemlemek bizim için özel bir deneyimdi. Bu benim için şaşırtıcı değildi belki ama değerli ve özeldi.

HÜLYA ÜSTEL ELEVİŞ İLE KISA KISA

TA’yı tek bir kelimeyle anlatırsanız?

İlişki mimarisi

TA’yı anlattığınızda insanların en çok “aaa!” dediği nokta?

Aaaaa ben bunları biliyordum ama adlarını bilmiyordum. Hepsi bende var.

Hiç beklemediğiniz anda sizi yakalayan bir katılımcı tepkisi?

Bir katılımcı öyle bir soru sordu ki cevabı üstüne günlerce konuşulabilirdi. Ne diyebilirim diye düşünürken katılımcı, “Hoca mavi ekran verdi.” deyince hepimiz çok gülmüştük. Her şeyin cevabının bende olmadığı bilgisi bana iyi geliyor.

HÜLYA ÜSTEL ELEVİŞ KİMDİR?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi, aynı üniversitede uzmanlık eğitimini tamamlayarak Uzman Psikolog ünvanını aldı. Türkiye’de Transaksiyonel Analiz kuramının ilk uygulayıcılarından. TAPDA belgesinin yaratıcısı, uluslararası alanda ilk akredite programın yaratıcısı ve uygulayıcısı. Uluslararası Sertifikalı Integratif Psikoterapist olarak yetişkinlerle bireysel psikoterapi çalışmalarını sürdürüyor. Integratif psikoterapi yönteminde süpervizyon ve eğitimler veriyor. Uyumlu Yaşam Akademisi (UYA) ve Transaksiyonel Analiz Enstitüsü (TAE) kurucusu ve yöneticisi. UYA çatısı altında, nitelikli eğitimci ekibiyle kurumsal bazda liderlik, iletişim, geri-ileri bildirim, kültür değişim programları gibi alanlarında eğitim vermeyi sürdürüyor.

Paylaş

İlişki Mimarisi: Transaksiyonel Analiz