SERKAN ÜNSAL: “Girişimlerin globalleşmesinin mecburiyet olduğunu anladığımız an ekosistemimiz daha da ileriye gidecek.”
Ericsson Türkiye’nin kuluçka merkezinden kurumsal deneyime, girişimini başarıyla devrettikten sonra ekosistemin hafızasını tutan Startups.watch’a uzanan yolculuğunda Serkan Ünsal, girişimciliği verilerle, olasılıklarla ve acı gerçeklerle okuyor. Silikon Vadisi ile Türkiye arasındaki farkları anlatıyor, girişimcilerin en sık düştüğü hataları rakamların diliyle ortaya koyuyor ve yenilik kavramını ekosistemin gerçekleriyle yeniden çerçeveliyor. Serkan Ünsal’la sohbetimiz girişimcilik yolculuğunda sağlam adımlarla ilerlemek isteyenler için güçlü bir rehber.
startups.watch öncesi kariyerinize baktığımızda Ericsson Türkiye’nin kuluçka merkezi Crea-World, sonra Turkcell’de kurumsal deneyim derken dijital girişime geçiş yaptığınızı görüyoruz. 2010’da dakick.com’u ilk kurduğunuz döneme geri dönerseniz, sizi girişimciliğe iten temel motivasyon neydi?
O dönemde en büyük motivasyonum sıfırdan bir şey yaratmak, daha önceden edindiğim ürün yönetimi ve iş geliştirme tecrübelerimi kullanmaktı. Özellikle iş geliştirmede sıfırdan bir iş yapmanın beni daha çok motive ettiğini görmüştüm. Bu da beni girişimciliğe yönelten en büyük motivasyonlardan biriydi.
dakick.com’un satışıyla başarılı bir çıkış yaşadıktan sonra, yeni girişim kurmak yerine daha farklı bir şeye, startups.watch ile ekosistemin altyapısını veriyle destekleyen bir yapı kurmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında kafamda üç tane fikir vardı: Biri eğitim teknolojileriyle, biri sağlık teknolojileriyle ilgiliydi, biri de startups.watch’du. Eğitim ve sağlık alanında çevrem olmadığını gördüğüm için o alanlarda bir iş yapmanın beni daha zorlayacağını düşündüm. Yatırımcı ve girişimci ekosisteminde çevremin vasıtasıyla bir-sıfır önde başlayacağımı düşündüm ve bu nedenle startups.watch’u kurdum.
startups.watch’u kurarken Türkiye’de veri/analiz temelli bir girişim ekosistemi ihtiyacı olduğunu nasıl gördünüz?
Silikon Vadisi’yle ilgili kitap yazdığımda Silikon Vadisi’nde herkesin veri konuştuğunu ve bizim bu konuda zayıf olduğumuzu gördüm. Orada Mattermark ve CB Insights örneklerini de görünce Türkiye’ye döndükten sonra girişim ekosistemiyle ilgili verileri toplamaya karar verdim.
“Silikon Vadisi ve Girişimcilik” kitabınızda, Silikon Vadisi ile Türkiye ekosistemini karşılaştırıyorsunuz. Silikon Vadisi’nde gördüğünüz ama Türkiye’de karşılığı pek bulunmayan olmazsa olmazları sorsak… Buradan bakınca, Silikon Vadisi “ideali” ile Türkiye “gerçeği” arasında nasıl bir uçurum var?
Silikon Vadisi; paranın, medyanın, yeteneğin olduğu bir yer. Silikon Vadisi’ni NBA’e benzetmek de mümkün. Avrupa basketbolu ile NBA’yi nasıl karşılaştırırsak girişim ekosistemleri ile Silikon Vadisi arasındaki fark da benzer şekilde. Basketbolda nasıl en iyiler NBA’ye gidiyorsa, tüm dünya nasıl NBA izliyorsa, rekabetin en yoğun olduğu yer orasıysa girişim ekosisteminde de benzer bir durum var. En iyi girişimciler en iyi yetenekler Silikon Vadisi’ne gidiyor, bu da orayı daha da cazip kılıyor. Sadece Türkiye değil, Avrupa’daki birçok ekosistem için benzer bir karşılaştırma yapılabilir. Son 15 yılda çok büyük mesafe kat etse bile Türkiye’deki en iyiler de Silikon Vadisi’ne gidiyor o yüzden bu döngüyü kırmak biraz zor.
Türkiye’de belki de en çok yatırımcı sunumu gören ve girişimlerin doğum-ölüm istatistiklerini en yakından izleyen kişilerden birisiniz. Bu veriler ışığında baktığınızda Türkiye’deki girişimcilerin en çok düştüğü hatalar neler?
Yaptığımız en büyük hata, fikri test edememekten kaynaklanıyor. Gerçekten böyle bir ihtiyaç var mı, çok iyi analiz edebilsek daha az girişim kapanır. Yaptığımız ikinci en büyük hata ise finansal planlamayı yapamamak. Birçok girişimci en başta çok yüksek yatırımlar alıp çok büyük yerlere geleceğini düşünüyor. Aslında hedefleri adım adım tutturarak ilerlemek gerekiyor. Bu planlamayı çoğu girişimci yapamadığı için bir anda paraları bitiyor, yeni yatırım alamıyorlar ve kapanmak zorunda kalıyorlar.
Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin son 10 yılda geçirdiği dönüşümü nasıl okuyorsunuz? Bu dönüşümün nerelerinde hâlâ boşluklar var?
Özellikle ikinci, üçüncü fonunu kuran yatırımcılar oldukça deneyimli ve başarılı. Yeni fon kuranlar, yatırımcılığa yeni soyunanlar ise girişim ekosisteminin işleyişine çok hakim değiller, bu da yanlış girişimlere yanlış zamanlarda yatırım yapmalarına sebep oluyor. Örneğin bir girişimin önündeki 2-3 yıl içinde globalleşme ihtimali yoksa normalde yatırım almaması gerekiyor, ama hâlâ melek yatırımcıların çoğu bu tip girişimlere yatırım yapıyor. Sonra da neden bu girişimler unicorn olmadı diye garip serzenişte bulunuyorlar. Ekosistemdeki en büyük problem hâlâ bu. Girişimlerin globalleşmesinin mecburiyet olduğunu anladığımız an ekosistemimiz daha da ileriye gidecek.
Girişimcilik genellikle “tutku”, “cesaret” ile ilişkilendirilir ancak siz startups.watch’ta işin bir nevi matematiğini yapıyorsunuz. Girişimcilikte duygu, içgüdü ve rasyo arasındaki bu dengeyi siz nasıl görüyorsunuz?
Girişimciliğin bence yüzde 70’i bilim, yüzde 30’u duygu ve içgüdü. O yüzde 30’un da çok güçlü olması, gelgitlere çok dayanıklı olması gerekiyor. Çünkü girişimin ilk zamanlarında, belirsizliğin çok olduğu dönemde
girişime yön vermek, ekibi ve kendini motive etmek, doğru yolu bulmak psikolojik olarak oldukça yorucu. Her ne kadar bilimsel tüm metotlar kullanılsa bile duygusal olarak ayakta kalmak gerekiyor. Bunun bir çözümü genelde birden fazla kurucu ortak olması deniliyor. Kuruculardan biri duygusal olarak aşağı çöktüğünde diğeri onu yukarı çeksin deniyor. Tabii ki kurucu da duygusal olarak aşağı çöktüğünde toparlaması zor oluyor.
Sizce girişimci bir fikri gerçekten yenilikçi yapan unsurlar neler?
Fikrin yenilikçi olmasından ziyade, problemi en iyi çözen olmak gerekiyor. Şu anda etrafımızda binlerce problem, yüzlerce çözüm önerisi var. Fakat sadece birkaç tanesi çok başarılı oluyor. Bu da sadece birkaçının büyük bir müşteri kitlesi tarafından kabul gördüğünü gösteriyor. Örneğin Getir’den önce Getir benzeri girişimler vardı, fakat Getir kadar başarılı olmadı; Insider’dan önce de Insider gibi girişimler vardı fakat onlar da erken aşamada kapandılar. Bu nedenle yenilikten ziyade en iyi şekilde devreye alan, müşteriyi en iyi anlayan, ürünü en iyi dağıtan girişimler daha başarılı oluyor.
Kendi girişimcilik serüveninizde, sizin yenilik motivasyonunuzu/ilhamınızı neler besliyor ve destekliyor?
Sürekli olarak yeni teknolojileri takip etmek, sadece kendi alanımızda değil, tüm alanlarda hoşumuza giden şeyleri kendi girişimimize uyarlamaya çalışmak beni en çok motive eden, bana en çok ilham olan şeyler.
Bugün size gelip, “Sıfırdan başlıyorum, ne yapmalıyım?” diyen bir girişimci adayına vereceğiniz en temel tavsiye ne olur?
Yeni mezun biriyse birkaç yıl bir girişimde ya da kafasında bir fikir veya sektör varsa direkt o sektörde yer alan bir girişimde çalış, diyorum. Çünkü o sektörde çalıştığı zaman hem o sektörün dinamiklerini görüyor hem problemleri görüyor hem o sektörde bir çevre ediniyor. Sonrasında girişimci olduğunda işleri daha kolay yürüyor. Yeni mezun değilse bir şirkette çalışıyorsa o şirketin bulunduğu sektörle ilgili bir problemi çözmesini tavsiye ediyorum. Tüm girişimci adaylarına girişimcilikle ilgili bol bol kaynak, video, kitap olduğunu da söylüyorum. Bu işin dinamiklerini öğrenmeden girişimci olurlarsa genelde başarısız oluyorlar, o yüzden ön araştırma yapmak oldukça önemli. Son olarak başka girişimcilerin tecrübelerini mutlaka dinlemelerini öneriyorum. Hatta kafalarında bir girişim fikri varsa o fikre benzer girişimi denemiş olanları dinlerlerse çok daha fazla şey öğreneceklerdir.